İran’daki protestolar Pahlavi hanedanını ve İsviçre ile kurulan eski bağları yeniden gündeme taşıdı

İran’da süren protestolarla birlikte son Şah’ın oğlu Reza Pahlavi yeniden siyasi tartışmaların merkezine yerleşirken, Pahlavi hanedanının İsviçre ile on yıllara yayılan ilişkileri, İran diasporası içindeki bölünmeler, servet iddiaları ve bugünkü İsviçre siyasetine olası etkileri yeniden tartışılmaya başlandı.

İran’da aylar boyunca devam eden protestolar, ülkenin siyasi geleceğine ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi. Uzmanlara göre İran İslam Cumhuriyeti, kuruluşundan bu yana en kapsamlı ve uzun soluklu toplumsal meydan okumalardan biriyle karşı karşıya bulunuyor. Bu atmosferde, 1979’daki İslam Devrimi ile tahttan indirilen son İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin oğlu Reza Pahlavi yeniden uluslararası kamuoyunun dikkatini çekti.

ABD’de sürgünde yaşayan 65 yaşındaki Reza Pahlavi, son dönemde yaptığı açıklamalarda kendisini İran’da olası bir geçiş sürecinin tarafsız ve uzlaştırıcı bir figürü olarak tanımlıyor. Hukukun üstünlüğü, azınlık hakları ve anayasal bir monarşi fikrini savunduğunu belirten Pahlavi, protesto gösterilerinde adının sloganlarla anılmasıyla birlikte muhalefetin sembol isimlerinden biri haline geldi. Ancak bu görünürlük, özellikle Avrupa ve İsviçre’de yaşayan İran diasporası içinde ciddi görüş ayrılıklarını da beraberinde getirdi.

İsviçre, İran diasporasının en köklü ve örgütlü olduğu ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Cenevre Gölü çevresi başta olmak üzere Lozan, Montreux ve Cenevre’de yoğunlaşan İranlı topluluk içinde, Pahlavi hanedanıyla doğrudan veya dolaylı bağları olan ailelerin varlığı biliniyor. Bu kesim, Reza Pahlavi’yi İran’da olası bir rejim değişikliğinde birleştirici bir figür olarak görürken, başka bir kesim ise monarşi dönemini otoriter yönetim, Savak uygulamaları ve baskılarla hatırlıyor. Bu nedenle Pahlavi ismi, diaspora içinde hem nostalji hem de derin bir hesaplaşma duygusu yaratıyor.

Bu tartışmalar, Pahlavi hanedanının İsviçre ile kurduğu tarihsel ilişkilerin yeniden incelenmesine yol açtı. Araştırmalar, İsviçre’nin onlarca yıl boyunca İran monarşisi için yalnızca bir eğitim ve tatil ülkesi değil, aynı zamanda siyasi, ekonomik ve diplomatik bir merkez işlevi gördüğünü ortaya koyuyor. Günümüzde dahi son Şah’a yakın isimlerin ve aile üyelerinin Cenevre Gölü çevresinde yaşamlarını sürdürdüğü biliniyor. Şah’ın kızlarından birinin Lozan’da ikamet ettiği, çocuklarının da İsviçre’de bulunduğu çeşitli kaynaklarda yer alıyor.

Bu ilişkinin temelleri 1930’lu yıllara dayanıyor. Muhammed Rıza Pehlevi, henüz çocuk yaşta Vaud kantonundaki prestijli Le Rosey yatılı okulunda eğitim aldı. Avrupa aristokrasisinin çocuklarını ağırlayan bu okul, İran monarşisinin İsviçre ile kuracağı özel bağların başlangıç noktası oldu. Şah’ın burada tanıştığı İsviçreli Ernest Perron’un ilerleyen yıllarda sarayda etkili bir konuma gelmesi, bu kişisel bağların siyasi düzeye taşındığını gösteren önemli örneklerden biri olarak değerlendiriliyor.

1960’lı ve 1970’li yıllarda İsviçre, İran monarşisinin Avrupa’daki en önemli merkezlerinden biri haline geldi. Şah’ın 1968 yılında St. Moritz’te Villa Suvretta’yı satın alması, bu dönemin simgelerinden biri oldu. Şah ailesi kış aylarını burada geçirirken, St. Moritz uluslararası diplomatik temasların ve gayriresmî görüşmelerin adreslerinden biri haline geldi. Uluslararası basın, Şah ailesinin İsviçre’deki lüks yaşamını yakından izledi.

1973 petrol krizinin ardından İran’ın artan petrol gelirleri, İsviçre ile ilişkilerin ekonomik boyutunu daha da güçlendirdi. İran, bu dönemde İsviçre bankacılık sistemiyle yoğun temaslar kurdu. Pahlavi ailesine ve çevresine ait olduğu iddia edilen mal varlıklarının bir bölümünün İsviçre’de tutulduğu yönündeki iddialar, devrim sonrasında sık sık gündeme geldi. İran’daki yeni yönetim, 1979 sonrası İsviçre’den Pahlavi ailesine ait olduğu öne sürülen hesapların dondurulmasını ve iadesini talep etti. İsviçre ise bu talepleri büyük ölçüde reddederek bankacılık gizliliğini gerekçe gösterdi. Bu tutum, iki ülke arasındaki ilişkilerde uzun süreli bir gerilim başlığı olarak kaldı.

Aynı dönemde İsviçre, İran monarşisi için siyasi ve istihbarî açıdan da önemli bir merkez konumundaydı. 1976 yılında İranlı muhaliflerin Cenevre’deki İran Başkonsolosluğu’nu basarak çok sayıda gizli belge ele geçirmesi, bu boyutu açık biçimde ortaya koydu. Yapılan soruşturmalarda konsolosluğun, İran gizli servisi Savak’ın Avrupa’daki operasyon merkezi olarak faaliyet yürüttüğü belirlendi. Belgeler, İranlı muhaliflerin Avrupa genelinde izlenip fişlendiğini gösterdi.

Olay sonrasında İsviçre makamlarının tutumu uluslararası basında geniş yer buldu. Bazı haberlerde, Şah’ın İsviçre ziyaretleri öncesinde İran’daki infazların geçici olarak durdurulmasının talep edildiği ifade edildi. Bu yaklaşım, İsviçre’nin insan hakları ihlallerinden çok kamu düzeni ve diplomatik çıkarları öncelediği yönünde eleştirilmesine yol açtı. Skandalın ardından bir İranlı diplomat sınır dışı edilse de, iki ülke arasındaki ilişkiler tamamen kopmadı.

1979’daki devrimle birlikte tablo köklü biçimde değişti. İsviçre, kısa sürede Pahlavi hanedanıyla arasına mesafe koydu. Muhammed Rıza Pehlevi’nin İsviçre’den sığınma talebi kabul edilmedi ve monarşiyle kurulan yakın ilişkiler sona erdi. Buna rağmen İsviçre, İran ile diplomatik ilişkilerini sürdürdü ve ilerleyen yıllarda ABD’nin İran’daki çıkarlarını temsil eden koruyucu güç rolünü üstlendi.

Bugün Reza Pahlavi’nin yeniden uluslararası sahnede görünür hale gelmesi, İsviçre açısından da hassas bir dengeyi beraberinde getiriyor. Bir yandan İran ile sürdürülen diplomatik ilişkiler ve arabuluculuk rolü korunurken, diğer yandan İsviçre’de yaşayan İran diasporasının artan siyasi faaliyetleri Bern’de yakından izleniyor. Uzmanlar, Pahlavi isminin yeniden gündeme gelmesinin, İsviçre’nin İran politikasında doğrudan bir değişikliğe yol açmasa da, ülkenin geçmişte izlediği pragmatik dış politikanın yeniden tartışılmasına neden olduğunu belirtiyor.

İran’daki gelişmelerin nasıl sonuçlanacağı belirsizliğini korurken, Pahlavi hanedanının İsviçre ile kurduğu tarihsel bağlar, diaspora içindeki bölünmeler ve servet tartışmaları, bu sürecin yalnızca İran’ı değil, İsviçre’nin siyasi ve diplomatik pozisyonunu da dolaylı biçimde etkilemeye devam ediyor.

Diğer haberler

Siyasetçi Ahmet Yaman Bellinzona’da anıldı

Çığlar Alpler’deki buzulları yavaşlatıyor: Isınmaya karşı beklenmedik etki

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir