Yasal değişikliklere rağmen, yurtdışında yaşayan bazı İsviçreli kadınların çocukları hâlâ İsviçre vatandaşlığına erişemiyor. Erkekler üzerinden vatandaşlık aktarımı ise uzun yıllar otomatik olarak tanındı.
İsviçre vatandaşlık hukuku, on yıllardır kadınlar aleyhine işleyen uygulamalarıyla eleştiriliyor. Yaklaşık otuz yıl önce yapılan yasal değişikliklerin eşitsizliği sona erdirmesi hedeflenmişti. Ancak günümüzde dahi bazı İsviçreli kadınlar ve çocukları bu eski düzenlemelerin sonuçlarıyla karşı karşıya kalıyor.
Bu durumu yaşayanlardan biri Christiane Humbert-Grossrieder. Fransa’da İsviçreli bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya gelen Humbert-Grossrieder, genç yaşta İsviçre vatandaşlığı kazandı. Ancak bir Fransız vatandaşıyla evlenmesinin ardından, gerekli bildirimi yapmadığı için İsviçre vatandaşlığını kaybetti. O dönemde yürürlükte olan yasaya göre, kadınların evlilik sırasında vatandaşlıklarını korumak istediklerini resmi olarak beyan etmeleri gerekiyordu.
1950’li yıllardan 1990’lara kadar süren bu uygulama, yalnızca İsviçreli kadınları değil, aynı zamanda eşitsiz bir biçimde yabancı kadınları da kapsıyordu. İsviçreli bir erkekle evlenen yabancı kadınlar otomatik olarak İsviçre vatandaşlığı elde edebiliyordu. Buna karşılık İsviçreli kadınlar, yabancılarla evlendiklerinde vatandaşlıklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalıyordu.
Ayrımcılık yalnızca evlilikle sınırlı değildi. Uzun yıllar boyunca İsviçre vatandaşlığı yalnızca baba üzerinden çocuklara aktarılabiliyordu. İsviçreli bir annenin, yabancı bir babadan olan çocukları doğuştan vatandaşlık hakkı elde edemiyordu. Bu durum, binlerce çocuğun İsviçre vatandaşlığından dışlanmasına yol açtı.
Humbert-Grossrieder’in çocukları da bu uygulamanın mağdurları arasında yer aldı. Çocuklar, anneleri daha sonra yeniden İsviçre vatandaşlığı kazansa bile, yaş sınırları nedeniyle bu haktan yararlanamadı. Aile, yıllar boyunca yalnızca Fransız vatandaşlığıyla yaşamını sürdürmek zorunda kaldı.
Hukukçulara göre, İsviçre vatandaşlık hukukunda kan bağı ilkesinin hâlâ güçlü şekilde korunması, bu eşitsizliklerin temel nedenlerinden biri. Federal Mahkeme’nin önüne gelen sınırlı sayıdaki davada da ayrımcılığı gidermeye yönelik esnek bir yaklaşım sergilemediği belirtiliyor. Bazı vakalarda, daha önce İsviçre vatandaşı olan kadınların ülkeye geri dönmesine dahi izin verilmedi.
Yurtdışında yaşayan İsviçreli aileler için çocukların zamanında konsolosluklara kaydedilmesi vatandaşlık aktarımı açısından kritik önem taşıyor. Belirlenen süreler aşıldığında ise İsviçre vatandaşlığını yeniden kazanmak neredeyse imkânsız hâle geliyor ve kalıcı olarak İsviçre’de yaşama şartına bağlanıyor.
Uzmanlara göre bu tablo, İsviçre’de vatandaşlık hukukunun kadınlar ve onların çocukları üzerindeki etkilerinin hâlâ tam anlamıyla giderilemediğini ortaya koyuyor. Geçmişte yapılan yasal düzenlemelere rağmen, ayrımcılığın sonuçları bugün de birçok aileyi etkilemeye devam ediyor.
