İsviçre’de evlenme oranları 1950’lerden bu yana belirgin biçimde düşerken, evlilik farklı gerekçelerle varlığını sürdürüyor.
İsviçre’de geçmişte evlilik, yaşamın neredeyse zorunlu bir aşamasıydı. Çiftler önce evleniyor, ardından birlikte yaşamaya başlıyor ve çocuk sahibi oluyordu. Bazı kantonlarda evli olmadan birlikte yaşamak yasaklanmıştı. Günümüzde ise bu sıralama değişti ve evlilik zorunlu bir adım olmaktan çıktı.
Resmî istatistikler, ilk evlilik oranlarının özellikle 1960’lardan itibaren gerilediğini gösteriyor. Buna rağmen evlilik tamamen ortadan kalkmadı. Araştırmalar, günümüzde evlenme kararının çoğu zaman birden fazla nedene dayandığını ortaya koyuyor.
Evlilik, hâlâ aile kurmayla güçlü biçimde ilişkilendiriliyor. Birçok kişi için evlilik, partnerler arasında karşılıklı hukuki güvence sağlamanın en pratik yolu olarak görülüyor. Miras, sosyal haklar ve resmi tanınma bu tercihte etkili oluyor. Farklı ülke vatandaşlıklarına sahip çiftler için evlilik, birlikte İsviçre’de yaşayabilmenin tek yolu olabiliyor.
Evliliğe bakış, sosyal çevreye ve yaşanılan yere göre değişiyor. Kırsal bölgelerde ve dini çevrelerde evlilik yaşamın doğal bir parçası olarak kabul edilirken, bazı şehirli ve sol çevrelerde geleneksel ve baskıcı bir kurum olarak değerlendirilebiliyor. Bu çevrelerde evlenmek alışılmadık bir tercih olarak görülüyor.
Evlilik, aynı zamanda çiftlerin birlikteliklerini dış dünyaya açık biçimde ilan etmeleri anlamına geliyor. Boşanma oranlarının yüksek olmasına rağmen, birçok çift bu adımı atarak ilişkilerini resmileştiriyor.
Düğünler ise evliliğin önemli bir parçası olmayı sürdürüyor. Günümüzde düğünler çoğu zaman büyük organizasyonlar hâlinde düzenleniyor ve romantik ilişkinin doruk noktası olarak sunuluyor. Düğün sektörü, özellikle kadınlara yönelik olarak evliliği ideal bir hedef olarak pazarlamaya devam ediyor.
