İsviçre’nin Orta Doğu’daki çatışmaya ilişkin tutumu

BERN– İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırısının ardından Orta Doğu’daki savaş, İsviçre’nin tarafsızlık politikasını yeniden gündeme getirdi. Bern yönetimi henüz kesin bir siyasi karar açıklamazken, özellikle ABD ile ilişkiler ve diplomatik rol nedeniyle hassas bir denge arayışı sürüyor.

İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik ortak saldırısının ardından Avrupa ülkeleri farklı tepkiler verdi. İspanya, uluslararası hukuku gerekçe göstererek ABD’nin ortak askeri üsleri kullanmasını yasakladı. Madrid yönetimi saldırıyı tek taraflı bir askeri eylem olarak değerlendirerek hukuka aykırı ve tehlikeli buldu.

Batılı ülkelerin büyük bölümü ise daha farklı bir yaklaşım benimsedi. Birleşik Krallık başlangıçta saldırının hukuki dayanağı konusunda tereddüt ettiği için izin vermese de daha sonra askeri üslerin sınırlı kullanımına onay verdi. İran’ın bölgede başka ülkelere yönelik saldırılar başlatmasının ardından birçok ülke ABD’ye destek sinyali verdi.

Tarafsız bir devlet olan İsviçre ise savaşta hiçbir tarafla ittifak kurmuyor. Ancak savaş durumlarında tarafsızlığın uygulanması siyasi açıdan oldukça hassas bir denge gerektiriyor. Bern yönetimi için en önemli başlıklardan biri ABD ile ilişkiler. Bunun nedeni yalnızca ekonomik bağlar değil, aynı zamanda İsviçre’nin İran’da ABD’nin çıkarlarını temsil eden “koruyucu güç” görevini yürütmesi.

Uluslararası hukuk açısından da durum tartışmalı. ABD ve İsrail İran’a karşı resmi bir savaş ilanında bulunmadı. Her iki ülke saldırıyı, İran’ın olası bir nükleer saldırısını önlemek amacıyla yapılan önleyici bir operasyon olarak tanımladı. Ancak bu adım Kanada ve Fransa gibi müttefiklerden dahi eleştiri aldı. Bazı devletler ise saldırıyı uluslararası hukukun ihlali ve Birleşmiş Milletler Şartı’na aykırı bir eylem olarak nitelendirdi.

Almanya gibi bazı ülkeler İsrail ve ABD ile dayanışma mesajı verirken askeri işbirliğine katılmayacaklarını açıkladı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ise saldırıları kınayan bir karar kabul etmedi.

Savaşın başlamasından bu yana İsviçre hükümeti gerilimin düşürülmesi ve diplomasiye geri dönülmesi çağrısı yapıyor. Çatışmadan sadece birkaç gün önce ABD ile İran arasında Cenevre’de görüşmeler gerçekleştirildiği biliniyor.

Bern yönetimi ise tarafsızlığın bu çatışmada nasıl uygulanacağı konusunda şu ana kadar net bir karar açıklamadı. Parlamento üyeleri ve medya hükümete bu konuda sorular yöneltse de resmi bir yanıt verilmiş değil.

Tarafsızlık ilkesinin sıkı uygulanması durumunda İsviçre hava sahasını ABD uçaklarına kapatabilir. İsviçre daha önce 1999’daki Kosova savaşı ve 2003’te Irak’ın işgali sırasında benzer bir karar almıştı. Almanya’daki Ramstein üssü nedeniyle ABD uçakları için İsviçre hava sahası stratejik bir güzergâh sayılıyor. Böyle bir kararın ise Washington yönetimiyle ilişkileri germe ihtimali bulunuyor.

Diğer bir hassas konu ise silah ticareti. ABD, Avrupa Birliği’nden sonra İsviçre’nin ikinci büyük ihracat pazarı konumunda. İsviçre yasaları tarafsız bir ülkenin savaş halindeki taraflara eşit şekilde askeri veya çift kullanımlı ürün satmasına izin veriyor. Ancak İsviçre uzun süredir İran’a yönelik yaptırımlara katıldığı için bu ülkeye silah ihracatı yapılmıyor.

Bu nedenle tarafsızlık yasasının katı uygulanması, ABD’ye yapılan askeri ihracatın da durdurulmasını gündeme getirebilir. Ekonomi Devlet Sekreterliği ihracat izinleri konusunda zaten temkinli davrandıklarını açıkladı. Öte yandan İsviçre’nin ABD’den F-35 savaş uçakları ve çeşitli askeri ekipman satın alma süreci de devam ediyor. Bu durum karşılıklı ticaret açısından yeni bir gerilim yaratabilir.

Benzer bir tartışma İsrail ile ilişkiler açısından da geçerli. İsviçre bazı askeri ve çift kullanımlı ürünleri İsrail’e ihraç edebiliyor ve aynı zamanda bu ülkeden askeri ekipman satın alıyor.

Ekonomik boyut da Bern için önemli bir faktör. ABD, Avrupa Birliği’nden sonra İsviçre’nin en büyük ikinci ihracat pazarı. Washington yönetiminin geçen yıl uygulamaya koyduğu gümrük vergileri iki ülke arasındaki ilişkilerde hayal kırıklığı yaratmıştı. İsviçre hükümeti ve parlamentonun büyük önem verdiği serbest ticaret anlaşması müzakereleri ise hâlen sürüyor.

Diplomatik açıdan bir diğer önemli unsur da İsviçre’nin İran’daki rolü. ABD’nin İran’daki çıkarları, “koruyucu güç” yetkisi kapsamında İsviçre tarafından temsil ediliyor. Savaşın başlamasının ardından İran’ın Cenevre’deki Birleşmiş Milletler temsilcisi bu görevin İsviçre’ye yapıcı bir rol oynama fırsatı verdiğini söyledi.

Bununla birlikte uzmanlar bu rolün abartılmaması gerektiğini belirtiyor. İsviçre’nin esas görevinin iki ülke arasında resmi mesajların iletilmesini sağlamak olduğu ifade ediliyor. Geçmişte İsviçre yalnızca belirli konularda ve sınırlı ölçekte arabuluculuk yaptı.

Tarafsızlık yasasının katı şekilde uygulanması hava sahasının kapatılması ve silah ihracatının durdurulması gibi adımları beraberinde getirebilir. Bu durum ise özellikle ABD ile ilişkiler açısından yeni riskler yaratabilir.

İsviçre hükümeti bu nedenle hareket alanını dikkatle değerlendiriyor. Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis, tarafsızlık yasasının uygulanması için gereken eşiğin henüz oluşmadığını belirtti. Bu eşiğin ne zaman aşılacağı ise şimdilik belirsizliğini koruyor.

Güncel haberler