İSVİÇRE– İsviçre’de 14 Haziran’da yapılacak referandum öncesinde, İsviçre Halk Partisi’nin (SVP/UDC) ülke nüfusunu 10 milyonla sınırlandırmayı hedefleyen girişimine karşı sendikalar, göçmen örgütleri, sol siyasi partiler ve azınlık temsilcileri ortak cephe oluşturdu. Kamuoyunda “Kaos İnisiyatifi” olarak anılan önerinin, göçmenleri hedef göstererek toplumsal sorunların sorumluluğunu farklı kesimlere yüklediği savunuluyor.
İsviçre’de göç ve nüfus politikaları yeniden ülke gündeminin merkezine yerleşti. İsviçre Halk Partisi’nin (SVP/UDC) hazırladığı ve resmi adı “Sürdürülebilir Nüfus Gelişimi” olan halk inisiyatifi, 14 Haziran’da referanduma sunulacak.
Girişim, İsviçre nüfusunun 2050 yılına kadar 10 milyonu aşmamasını hedefliyor. SVP, hızlı nüfus artışının konut krizini derinleştirdiğini, altyapı üzerinde baskı yarattığını, ulaşım ve sağlık sistemlerini zorladığını savunuyor. Parti ayrıca göçün kontrol altına alınmaması halinde yaşam kalitesinin düşeceğini öne sürüyor.
Ancak referandum öncesinde farklı toplumsal kesimlerden gelen tepkiler büyüyor. Göçmen örgütleri, sendikalar, sol partiler ve çeşitli sivil toplum kuruluşları, girişimin göçmenleri toplumsal sorunların temel nedeni gibi gösterdiğini belirterek “Hayır” kampanyası başlattı.
İsviçre’de faaliyet gösteren PangeaKolektif, Unia, BastA!, SYKP İsviçre, Avrupa Süryaniler Birliği (ESU), Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu (ADHK) ve Bern Kürt Kültür Derneği gibi kurumlar yaptıkları açıklamalarda, konut krizi, hayat pahalılığı ve sosyal baskıların nedeninin göçmenler değil ekonomik sistem ve siyasi tercihler olduğunu savundu.
Basel merkezli sol siyasi parti BastA!’nın Genel Sekreteri Franziska Stier, tartışmaların giderek korku siyaseti üzerinden yürütüldüğünü belirterek, sağ popülist söylemlerin toplumda kutuplaşmayı artırdığı uyarısında bulundu.
Stier, yalnızca sağ partilerin değil, karşı kampanyaların da zaman zaman korku dili kullandığını ifade ederek, toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Açıklamasında, ekonomik kaynakların toplum için yeterli olduğunu ancak bunların adil paylaşılmadığını savundu.
SYKP İsviçre Temsilciliği ise girişimi doğrudan göçmen emeği üzerinden yürütülen ekonomik ve siyasi bir baskı mekanizması olarak değerlendirdi. Yapılan açıklamada, göçmenlerin İsviçre ekonomisinin önemli bir parçası olduğu belirtilirken, ekonomik krizlerin sorumluluğunun göçmenlere yüklenmeye çalışıldığı ifade edildi.
Açıklamada ayrıca göçün yalnızca bireysel bir tercih değil, küresel ekonomik eşitsizlikler, savaşlar ve uluslararası krizlerin sonucu olduğu vurgulandı.
Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu (ADHK) adına yapılan değerlendirmede de İsviçre’de yaşanan konut krizinin temel nedeninin emlak piyasasındaki spekülasyon ve sosyal politikaların yetersizliği olduğu belirtildi. Açıklamada, göçmenlerin “günah keçisi” haline getirildiği ifade edildi.
İsviçre’nin en büyük sendikalarından Unia ise önerinin geçmişte uygulanan ve yoğun şekilde eleştirilen “mevsimlik işçi sistemi” anlayışını yeniden gündeme taşıyabileceği uyarısında bulundu.
Sendika temsilcileri Emine Sariaslan ve Hilmi Gashi, girişimin yalnızca göçmenleri değil, çalışma hayatındaki hakları ve sosyal güvenlik sistemini de etkileyebileceğini belirtti. Açıklamada, düşük ücret politikalarının ve güvencesiz çalışma koşullarının yeniden yaygınlaşabileceği ifade edildi.
Bern Kürt Kültür Derneği de yaptığı açıklamada, İsviçre’de yaşayan göçmen toplulukların uzun yıllardır ülkenin ekonomik ve sosyal yaşamına katkı sunduğunu belirtti. Dernek, toplumdaki sorunların çözümünün göçmenleri hedef göstermek değil, sosyal politikaları güçlendirmek olduğunu savundu.
Avrupa Süryaniler Birliği (ESU) ise ayrımcı politikaların toplumsal barışı zedelediğini belirterek, İsviçre’de yaşayan göçmen toplulukların dışlayıcı söylemlerden endişe duyduğunu açıkladı.
PangeaKolektif tarafından yapılan açıklamada ise referandumun yalnızca nüfus politikalarıyla ilgili olmadığı, aynı zamanda insan hakları, eşitlik ve birlikte yaşam kültürü açısından önemli bir dönüm noktası olduğu belirtildi.
İsviçre’de son yıllarda göç, konut krizi, sağlık sistemi üzerindeki baskı ve artan yaşam maliyetleri siyasi tartışmaların merkezinde yer alıyor. 14 Haziran’daki referandumun da yalnızca nüfus artışıyla ilgili değil, ülkenin gelecekteki toplumsal ve siyasi yönelimi açısından da belirleyici bir oylama olarak değerlendirildiği ifade ediliyor.
Haber: MEHMET MURAT YILDIRIM
