İsviçre’de iltica başvuruları reddedilen dokuz kişi Türkiye’de tutuklandı

BERN– İsviçre’de iltica başvuruları reddedildikten sonra Türkiye’ye dönen dokuz kişinin tutukluluk, ceza soruşturması ve mahkûmiyet süreçleriyle karşılaştığı bildirildi. Yeni bir rapor, İsviçre makamlarının Türkiye’deki kovuşturmalardan kaynaklanan riskleri yeterince değerlendirmediğini savunuyor. Üç kuruluş, ilgili sınır dışı işlemlerinin durdurulmasını ve iltica uygulamasının değiştirilmesini talep ediyor.

İsviçre’de Türkiye’de haklarında ceza soruşturması bulunan kişilerin iltica yoluyla koruma alması son yıllarda zorlaştı. İsviçre Mülteci Yardım Örgütü (SFH), İsviçre Demokratik Hukukçular Birliği (DJS) ve İsviçre İltica ve Yabancılar Hukuku Gözlemevi’nin (SBAA) desteğiyle hazırlanan yeni rapor, bu uygulamanın geri dönüş yapan sığınmacılar açısından doğurabileceği risklere dikkat çekiyor.

14 Ekim 2026’da Bern’de yayımlanan raporda, İsviçre’de iltica başvuruları reddedilen dokuz kişinin yaşadıkları incelendi. Rapora göre, bu kişilerin Türkiye’de haklarında yürütülen ceza süreçleriyle bağlantılı riskler İsviçre makamları tarafından yeterince dikkate alınmadı. Ülkelerine dönen kişiler, yaklaşık üç aya varan sürelerle tutuklu kaldı; ceza soruşturmaları, adli kontrol tedbirleri ve mahkûmiyetlerle karşılaştı.

Kuruluşlar, bu dokuz kişinin ülke çapında tanınan siyasetçiler veya insan hakları savunucuları olmamasına rağmen benzer risklerle karşı karşıya kaldığını vurguluyor. Rapora göre, Türkiye’ye geri gönderilen kişilerin karşılaşabileceği tehlikeler yalnızca kamuoyunda tanınan veya görünür siyasi faaliyetlerde bulunan kişilerle sınırlı değil.

Raporda, İstanbul Havalimanı’nda bebeğiyle birlikte gözaltına alınan Kürt bir kadının vakası da bu risklerin örneklerinden biri olarak anılıyor. Kuruluşlar, bu örnekler üzerinden daha az görünür siyasi profillere sahip kişilerin de korunmaya ihtiyaç duyabileceğini belirtiyor.

2024 tarihli mahkeme kararı sonrasında koruma almak zorlaştı

İsviçre’nin iltica uygulamasındaki değişimin önemli dönüm noktalarından biri, İsviçre Federal İdare Mahkemesi’nin 2024 yılında verdiği emsal karar oldu. Rapora göre, bu karardan sonra Türkiye’de haklarında devam eden ceza soruşturması bulunan kişilerin İsviçre’de koruma alması zorlaştı.

SFH, DJS ve SBAA, İsviçre Göç Devlet Sekreterliği’nin (SEM) ve Federal İdare Mahkemesi’nin risk değerlendirmelerinde Türkiye’deki ceza kovuşturma uygulamalarına yeterince ağırlık vermediğini savunuyor. Raporda, Türkiye’deki ceza süreçlerinin keyfî biçimde yürütülebileceği, siyasi veya etnik saiklerle bağlantılı olabileceği belirtiliyor.

Kuruluşlara göre, yalnızca bir ceza soruşturmasının bulunması değil, bu soruşturmanın hangi koşullarda yürütüldüğü ve kişinin geçmişiyle nasıl bağlantılı olduğu da değerlendirilmelidir.

Sosyal medya paylaşımları ve Kürt kimliği de dikkate alınmalı

Raporda, sığınmacıların karşı karşıya olduğu risklerin değerlendirilmesinde daha geniş bir ölçüt yelpazesinin kullanılması isteniyor. Ülke çapında tanınan bir siyasetçi veya insan hakları savunucusu olmamak, kişinin risk altında olmadığı anlamına gelmiyor.

Kuruluşların değerlendirmesine göre, sosyal medya paylaşımları gibi daha az görünür faaliyetler de risk analizine dahil edilmeli. Bunun yanında şu unsurların birlikte ele alınması gerektiği belirtiliyor:

  • Kürt kimliği,
  • Geçmişte yürütülen siyasi faaliyetler,
  • Türkiye’de devam eden soruşturmalar,
  • Avrupa’da sürdürülen siyasi faaliyetler,
  • Aile geçmişi.

Raporda, bu faktörlerin birbirinden bağımsız biçimde incelenmesinin yetersiz kalabileceği vurgulanıyor. Özellikle birden fazla risk unsurunun aynı kişide birleşmesi durumunda, bunların birlikte değerlendirilmesi gerektiği savunuluyor.

Tutukluluk, kötü muamele ve uzun süreli belirsizlik riski

Rapor, Türkiye’ye dönen kişilerin karşılaşabileceği sonuçların yalnızca tutuklanmayla sınırlı olmadığını belirtiyor. İncelenen vakalarda ceza soruşturmaları, adli kontrol tedbirleri ve mahkûmiyetlerin yanı sıra tutukluluk koşullarına ilişkin sorunlar da gündeme geliyor.

Kuruluşların aktardığı riskler arasında yetersiz cezaevi koşulları, aşağılayıcı muamele, taciz ve kötü muamele ihtimali bulunuyor. Adli kontrol kapsamında düzenli olarak bildirimde bulunma zorunluluğu ve yurt dışına çıkış yasakları da kişilerin günlük yaşamlarını etkileyebilecek sonuçlar arasında sıralanıyor.

Rapora göre, ceza süreçleri yıllarca sürebilen bir belirsizlik ve korku ortamı yaratabiliyor. Bu durum, kişilerin siyasi faaliyetlerinden vazgeçmesine veya kendilerini ifade etmekten kaçınmasına neden olabiliyor. Kuruluşlar, bu tür bir baskının ve psikolojik yükün de iltica değerlendirmesinde dikkate alınması gerektiğini savunuyor.

Üç kuruluştan İsviçre’ye uygulama değişikliği çağrısı

İsviçre Mülteci Yardım Örgütü, İsviçre Demokratik Hukukçular Birliği ve İsviçre İltica ve Yabancılar Hukuku Gözlemevi, mevcut iltica uygulamasının düzeltilmesini istiyor.

Kuruluşların talepleri üç temel noktada yoğunlaşıyor:

  • Türkiye’deki kovuşturma uygulamalarının daha kapsamlı değerlendirilmesi: Ceza soruşturmalarının keyfî veya siyasi ya da etnik saiklerle yürütülme ihtimali risk analizinde daha fazla dikkate alınmalı.
  • Risk faktörlerinin birlikte incelenmesi: Kürt kimliği, geçmiş siyasi faaliyetler, devam eden soruşturmalar, Avrupa’daki siyasi faaliyetler ve aile geçmişi gibi unsurlar bir bütün olarak değerlendirilmelidir.
  • Ceza süreçlerinin sonuçlarına daha fazla ağırlık verilmesi: Tutukluluk, cezaevi koşulları, adli kontrol tedbirleri, yurt dışına çıkış yasakları ve uzun süren hukuki belirsizlik gibi etkiler koruma ihtiyacı belirlenirken hesaba katılmalıdır.

Olumsuz iltica kararları ve sınır dışı işlemleri durdurulsun

Kuruluşlar, İsviçre’nin uygulamasında değişiklik yapılana kadar Türkiye’de haklarında ceza soruşturması bulunduğunu iltica sürecinde bildiren veya daha önce bildirmiş olan kişiler hakkındaki olumsuz iltica kararlarının ve sınır dışı işlemlerinin askıya alınmasını talep ediyor.

Raporda ayrıca, bir kişinin Türkiye’ye dönüşünden sonra İsviçre makamlarının risk değerlendirmesinin yanlış olduğunun anlaşılması ihtimaline karşı bir çözüm önerisi sunuluyor. Buna göre, böyle bir durumda etkilenen kişilerin insani vize yoluyla hızla İsviçre’ye dönebilmesi sağlanmalı.

Kuruluşlar, dokuz kişinin yaşadıklarının münferit olaylar olarak görülmemesi gerektiğini savunuyor. Rapora göre bu vakalar, siyasi açıdan daha az görünür kişilerin de Türkiye’ye dönüşte risklerle karşılaşabileceğini ve İsviçre’nin iltica değerlendirmesini yeniden gözden geçirmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Güncel haberler