Kürt ve Alevi kimliğiyle Türkiye’de baskı gördüğünü anlattı

Foto: Dominik Plüss

BASEL- 53 yaşındaki Kürt ve Alevi kadın, Türkiye’de siyasi faaliyetleri nedeniyle baskı gördüğünü ve 2018’de maskeli polislerin saldırısına uğradığını anlatıyor. Basler Zeitung’a konuşan kadın, 2019’da İsviçre’ye sığındıktan sonra Allschwil’de yeni bir hayat kurduğunu ve şimdi yeniden çalışma hayatına dönmeye hazırlandığını söylüyor.

Basel-Landschaft kantonundaki Allschwil’de yaşayan 53 yaşındaki kadın, yıllar önce Türkiye’den ayrılmasına neden olan süreci ve İsviçre’de yeniden hayat kurma mücadelesini Basler Zeitung gazetesine anlattı.

Güvenliği nedeniyle gerçek adı açıklanmayan kadın, Türkiye’den 2019 yılında ayrılarak İsviçre’ye sığındı. Başvurusu kabul edildi ve siyasi nedenlerle zulüm gördüğünü belirten bir mülteci olarak tanındı.

Bugün Allschwil’de iki odalı bir evde yaşayan kadın, Basler Zeitung’a yaptığı açıklamalarda özellikle Basel-Stadt ve Basel-Landschaft kantonlarında karşılaştığı insanlardan duyduğu memnuniyeti dile getiriyor.

Yabancıların İsviçreliler hakkında çoğu zaman soğuk ve mesafeli olduklarını duyduğunu söyleyen kadın, kendi deneyiminin farklı olduğunu belirtiyor. Komşularından toplu taşımada karşılaştığı insanlara, pazarda ve tiyatroda tanıştığı kişilerden hastane çalışanlarına ve Almanca öğretmenlerine kadar birçok kişinin kendisine saygılı davrandığını anlatıyor.

İsviçre’de dışlanma veya ayrımcılık yaşamadığını, aksine zor dönemlerinde çevresindeki insanların kendisine destek olduğunu söylüyor.

“Kürt olduğum için hedef alındığımı düşündüm”

Türkiye’nin doğusunda büyüyen kadın, genç yaşlardan itibaren kadınların ve azınlıkların hakları konusunda çalışmalar yürüttüğünü anlatıyor.

Yaklaşık 20 yaşındayken, beş aylık hamileyken yaşadığı bir polis kontrolünü ilk ciddi şiddet deneyimlerinden biri olarak aktarıyor. Bir otobüs kontrolü sırasında bir polis memurunun copla karnına vurduğunu söyleyen kadın, saldırının Kürt olması nedeniyle gerçekleştiğine inandığını belirtiyor.

O sırada doğmamış çocuğunun zarar görmesinden korktuğunu anlatıyor. Çocuğu sağlıklı olarak dünyaya geliyor ve bugün kendisi bir büyükanne.

Yıllar içinde kadın ve azınlık hakları konusunda çalışmalarını sürdüren kadın, İstanbul’da Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kuruluşunda yer aldığını ve parti yönetiminde görev yaptığını anlatıyor. Alevi toplumu içinde de aktif olduğunu belirtiyor.

Türkiye’de Kürtlere yönelik baskıların arttığını düşündüğü dönemde HDP yöneticilerinin tutuklanmasıyla birlikte kendisinin de ciddi bir hapis cezasıyla karşı karşıya kalabileceğinden endişe ettiğini söylüyor.

Daha sonra evinin çevresinde şüpheli kişilerin dolaşmaya başladığını ve bazı kişilerin kapısını çaldığını anlatıyor. Bunların gizli polis olabileceğinden şüphelendiğini belirten kadın, boşanmış bir anne olarak oğlunun da yanında bulunması nedeniyle korkusunun arttığını ifade ediyor.

Güvenlik endişesi nedeniyle zaman zaman oğluyla birlikte arkadaşlarının evlerinde kaldığını söylüyor.

2018’deki saldırı

Kadının Türkiye’den ayrılma kararını kesinleştiren olay ise kendi anlatımına göre Şubat 2018’de yaşandı.

Annesini ziyaret ettikten sonra gece otomobiliyle evine dönerken beş polis tarafından durdurulduğunu anlatan kadın, maskeli olduklarını söylediği kişilerin kendisini araçtan çıkardığını belirtiyor.

Kadının Basler Zeitung’a anlattığına göre saldırganlar onu dövdü, tekmeledi ve ağır hakaretlerde bulundu. Kadın ayrıca cinsel saldırıya maruz kaldığını söylüyor.

Olayın bütün ayrıntılarını hatırlamadığını belirten kadın, yaşadıklarının zihninde bir “sis” halinde kaldığını anlatıyor. Saldırı sonrasında vücudunun tamamında ağrı hissettiğini, ellerinde ve yüzünde kan olduğunu söylüyor.

Kadın, kendisine tecavüz edildiğini söylemiyor. Ancak saldırganların kendisine tam olarak ne yaptığını bilmediğini ve yaşadığı şiddet, aşağılanma ve cinsel saldırının kendisinde ağır bir travma bıraktığını ifade ediyor.

Eve döndüğünde üzerindeki kıyafetlerle duşa girdiğini anlatan kadın, kendine geldiğinde iki günün geçmiş olduğunu fark ettiğini söylüyor.

Uzun süre geceleri ışık açık olmadan uyuyamadığını belirten kadın, yaşadıklarının ardından Türkiye’de kalamayacağına karar verdi.

Oğlu o dönemde eğitim için yurtdışında bulunduğu için onun güvenliği konusunda daha az endişe ettiğini anlatıyor.

2019 yılında Türkiye’den ayrılarak İsviçre’ye geliyor.

İsviçre’de iltica görüşmesi

İsviçre’de iltica başvurusu yapan kadın, yaşadıklarını yetkililere ayrıntılı biçimde anlatmak zorunda kaldı.

Basler Zeitung, kadının İsviçre Göç Sekreterliği (SEM) ile yaptığı görüşmeye ilişkin tutanağı da incelediğini aktarıyor. Görüşme sırasında yaşadıklarını anlatırken defalarca ağladığı belirtilen kadın, iltica sürecinin kendisi için son derece ağır olduğunu söylüyor.

Başvurusunun değerlendirilmesinin ardından anlatımı inandırıcı bulundu ve kendisine mülteci statüsü verildi.

İsviçre’nin resmi iltica istatistiklerine göre 2019 yılında Türkiye vatandaşlarından 1.287 kişi iltica başvurusunda bulundu.

Kadın önce Augst’a yerleştirildi, daha sonra Allschwil’e taşındı.

Yeni ülkedeki ilk yılları ise kolay geçmedi. Dil öğrenmek, İsviçre toplumunu tanımak ve çalışma hayatına girebilmek için mücadele ederken Türkiye’de yaşadığı travmanın etkileriyle de uğraştı.

Kendisini insanlardan uzaklaştırdığını ve içine kapandığını anlatıyor. Yalnız kalmayı bilinçli olarak seçtiği dönemlerde bile bunun kendisini daha fazla zorladığını söylüyor.

Allschwil’de bir fırında yaşadığı küçük bir karşılaşma ise hafızasında önemli bir yer edindi. Yaşlı bir kadına Almanca selam verdiğinde aldığı sıcak karşılığın kendisini duygulandırdığını anlatıyor.

Ona göre bu tür küçük karşılaşmalar, yeni bir ülkede tamamen yalnız olmadığını hissetmesini sağladı.

Üç yıl boyunca iş aradı

Tanınmış bir mülteci olarak İsviçre’de devlet desteğinden yararlanan kadın, mümkün olduğunca kısa sürede çalışarak ekonomik bağımsızlığını yeniden kazanmak istedi.

Ancak ilk üç yıl boyunca düzenli bir iş bulamadı.

Almanca kurslarına devam etti, İsviçre’deki toplumu ve çalışma hayatını anlamaya çalıştı. Karşısına çıkan fırsatları da değerlendirdi.

Bir uygulama üzerinden restoranlarda birkaç saatlik ücretli servis işleri yaptı. Daha sonra bir mağazada rafları doldurma ve ürün yerleştirme işinde birkaç ay çalıştı.

Bu işler istediği ekonomik bağımsızlığı sağlamadı. Ancak iş deneyimi ve yeni iş başvurularında kullanabileceği referanslar kazandırdı.

Daha sonra Türkiye’de yaşadığı saldırı sırasında yaralandığını söylediği omzundan ameliyat oldu. Omuz ağrısının saldırıdan bu yana devam ettiğini anlatan kadın, ameliyatın ardından yaklaşık bir yıl daha çalışamadı.

Bu dönemde sosyal hizmet çalışanları ve iş bulmasına yardımcı olan danışmanlardan destek aldı.

Sonunda yeniden çalışma fırsatı buldu.

Kadın, ekim ayından itibaren haftada üç gün bir yemek kamyonunda çalışmaya başlayacak. Amacı, zaman içinde yeniden tamamen kendi geliriyle yaşayabilecek duruma gelmek.

Yaşadığı travmanın etkilerinin de zamanla azaldığını söylüyor. Yaklaşık üç yıldır geceleri ışığı açık bırakmadan uyuyabildiğini anlatıyor.

Basler Zeitung’a konuşan kadın için İsviçre’de geçen yıllar, Türkiye’den ayrılmasının ardından yalnızca güvenli bir yere ulaşma süreci olmadı. Kendi anlatımına göre burada yeniden insanlarla ilişki kurmayı, çalışmayı ve günlük hayatını sürdürmeyi öğrendi.

İsviçre’de karşılaştığı insanların kendisine verdiği destek nedeniyle teşekkür etmek istediğini belirten kadın, özellikle Basel bölgesindeki insanların kendisine yeni hayatında önemli bir güven duygusu verdiğini söylüyor.


Güncel haberler