İran’daki şiddet İsviçre’yi zorluyor

İran’da protestolara yönelik artan şiddet, Avrupa Birliği’nin Devrim Muhafızları kararı sonrası İsviçre’nin tutumunu yeniden tartışmaya açtı.

İran’da son protestolarla birlikte şiddetin yeniden tırmanması, İsviçre’nin dış politikadaki özel konumunu gündeme taşıdı. Güvenlik güçleri ve Devrim Muhafızları, birçok kentte protestoculara gerçek mermi ve göz yaşartıcı gazla müdahale ederken, binlerce kişinin gözaltına alındığı bildiriliyor.

İnsan hakları örgütleri ve aktivistlere göre protestolarda ölenlerin sayısı birkaç binle ifade ediliyor. Ancak İran’da internetin büyük ölçüde engellenmiş olması nedeniyle kesin rakamların doğrulanması mümkün olmuyor. Tahminler, ölü sayısının 2 bin 500 ile 3 bin 500 arasında değiştiğine işaret ediyor.

Gelişmeler İsviçre’de de yankı buldu. Son haftalarda Bern ve Zürih başta olmak üzere birçok kentte İran yönetimine karşı protestolar düzenlendi. Bern’de İran Büyükelçiliği önünde izinsiz yapılan bir gösteriye polis müdahale etti.

İsviçre hükümeti, Aralık ayında İran’a yönelik yaptırımları daha önceki uluslararası önlemlerle uyumlu hale getirerek, bu yaptırımların İsviçre üzerinden aşılmasının önüne geçmeyi amaçladı. Son dönemde bazı siyasi partiler ise İsviçre’nin yaptırımları Avrupa Birliği ile tam uyumlu hale getirmesi çağrısında bulundu.

Ocak ayı ortasında İsviçre, İran’ın Bern Büyükelçisini Dışişleri Bakanlığına çağırarak protestolara yönelik şiddetli baskıya ilişkin derin endişesini iletti. Aynı zamanda resmi açıklamalarda İran’daki devam eden şiddet kınandı ve yetkililere göstericilere yönelik baskının sonlandırılması ile insan haklarına saygı çağrısı yapıldı.

Bu gelişmeler, İsviçre’nin İran ile ilişkilerindeki özel rolü yeniden gündeme getirdi. İsviçre, yaklaşık 40 yıldır İran’da ABD’nin çıkarlarını temsil eden koruyucu güç konumunda bulunuyor. Bu görev, 1979’daki rehine krizinin ardından ABD ile İran arasındaki diplomatik ilişkilerin kesilmesiyle başladı.

1980 yılından bu yana İsviçre, Washington ile Tahran arasında diplomatik ve konsolosluk alanlarında aracı rolü üstleniyor. İsviçre’nin bu pozisyonu, Avrupa Birliği’nin Devrim Muhafızlarını terör örgütü ilan etmesinin ardından daha da hassas bir hale geldi.

İsviçre’nin bu karara katılıp katılmayacağı, hem insan hakları ihlallerine karşı tutum hem de ülkenin uzun süredir sürdürdüğü arabuluculuk rolü açısından önemli bir sınav olarak değerlendiriliyor.

Diğer haberler

Yatılı okuldaki cinsel istismar iddiaları derinleşiyor

Cassis Ukrayna’da temaslarda bulundu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir