İSVİÇRE– İsviçre’de yükselen kiralar ve konut sıkıntısı nedeniyle göç tartışmaları yeniden gündeme taşındı. Ancak ETH’de görev yapan şehir planlamacıları ve mimarlara göre krizin temelinde yalnızca nüfus artışı değil; yanlış konut dağılımı, yavaş inşaat süreçleri ve büyüyen yaşam alanı ihtiyacı bulunuyor.
İsviçre’de son yıllarda hızla yükselen kiralar ve özellikle büyük şehirlerde derinleşen konut sıkıntısı, göç ve nüfus artışı tartışmalarını yeniden siyasetin merkezine taşıdı. İsviçre Halk Partisi’nin desteklediği “10 milyonluk İsviçre” girişimi de bu tartışmaların ortasında dikkat çekiyor. Girişim, ülke nüfusunun büyümesinin konut krizini ağırlaştırdığı görüşünü savunuyor.
Ancak İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü’nde görev yapan şehir planlamacısı Markus Nollert ile mimar ve şehir plancısı Anouk Kuitenbrouwer’e göre, konut krizinin nedeni yalnızca göç değil.
Markus Nollert, İsviçre genelinde aslında yeterli sayıda konut bulunduğunu ancak konutların ülke içinde yanlış dağıldığını belirtiyor. Nollert’e göre sorun, özellikle insanların yaşamak istediği şehir merkezlerinde yeterli konut bulunmaması. Örneğin Cenevre’de yaklaşık her 300 konuttan yalnızca biri boş durumdayken, Jura kantonunda bu oran 33 konutta bire kadar çıkıyor.

Göçün konut talebini artırdığı kabul edilse de, bunun tek başına krizi açıklamadığı ifade ediliyor. Verilere göre İsviçre nüfusu 2000 ile 2024 yılları arasında yaklaşık 1,9 milyon kişi arttı. Bu büyümenin yüzde 80’inin net göçten kaynaklandığı belirtilirken, ülkeye gelenlerin büyük bölümünü İsviçre iş piyasasının ihtiyaç duyduğu çalışanların oluşturduğu kaydediliyor.
Konut krizinin en yoğun hissedildiği bölgeler ise büyük şehir merkezleri ve turistik bölgeler olarak öne çıkıyor. Zürih, Cenevre ve Basel gibi kentlerde talep arzı aşarken, turizm bölgelerinde ikinci konutlar ve yatırım amaçlı gayrimenkuller piyasadaki baskıyı artırıyor.

Nollert ayrıca İsviçre’de kişi başına düşen yaşam alanının sürekli büyüdüğüne dikkat çekiyor. 2000 yılında kişi başına ortalama 44 metrekare yaşam alanı düşerken, bugün bu rakam yaklaşık 46,6 metrekareye çıktı. Bu değişimin, nüfus artışı olmasa bile yaklaşık 19 bin ek konut ihtiyacı yarattığı belirtiliyor.
Anouk Kuitenbrouwer ise asıl sorunlardan birinin konut üretim süreçlerinin aşırı yavaş ilerlemesi olduğunu söylüyor. Bir bölgede yeni konut ihtiyacının ortaya çıkmasıyla dairelerin kullanıma hazır hale gelmesi arasında çoğu zaman on yıldan fazla süre geçtiği ifade ediliyor. Bu süreçte şehirler büyümeye devam ettiği için sistem talebe zamanında cevap veremiyor.

İnşaat kurallarının tamamen sorun olarak görülmemesi gerektiği de vurgulanıyor. Gürültü koruması, yaşam kalitesi, yeşil alanlar ve şehir düzeni açısından mevcut kuralların önemli olduğu belirtiliyor. Ancak özellikle uzun süren itiraz süreçleri, karmaşık izin prosedürleri ve hukuki belirsizliklerin projeleri geciktirdiği ifade ediliyor.
Kuitenbrouwer’e göre yatırımcılar ve belediyeler yıllarca hangi projelerin onay alacağını bilmeden beklemek zorunda kalıyor. Bu durum hem maliyetleri artırıyor hem de yeni konut üretimini yavaşlatıyor.
Konut krizine karşı en etkili çözüm olarak ise toplu taşıma hatları çevresinde daha yoğun yapılaşma gösteriliyor. Nollert, özellikle Cenevre ve Basel’in yoğun şehir modeli açısından örnek oluşturduğunu belirtiyor. Cenevre’de kişi başına düşen yaşam alanının ülke ortalamasının yaklaşık yüzde 20 altında olduğu ifade ediliyor.
Yoğun yapılaşmanın her bölgede aynı şekilde uygulanamayacağı da belirtiliyor. Banliyö bölgelerinde mevcut binalara kat eklemek, boş alanları değerlendirmek veya eski yapıları dönüştürmek hâlâ mümkün görülüyor. Ancak Zürih ve Cenevre gibi büyük merkezlerde yoğun yapılaşma artık eski binaların yıkılması anlamına geliyor. Bunun ise sosyal gerilim, mahalle yapısının değişmesi ve yüksek maliyet gibi yeni sorunlar yarattığı belirtiliyor.
Şehir planlamacılarına göre İsviçre’de uzun yıllardır ideal yaşam modeli olarak görülen müstakil ev anlayışı da sürdürülebilirliğini kaybediyor. Bu modelin, ucuz arazi ve otomobil merkezli yaşam döneminin ürünü olduğu, ancak günümüzde artan nüfus karşısında daha fazla arazi kullanımı, daha uzun ulaşım süreleri ve daha yüksek altyapı maliyetleri yarattığı ifade ediliyor.
Nollert ve Kuitenbrouwer’e göre İsviçre’de artık temel tartışma yalnızca nüfusun büyüyüp büyümemesi değil; ülkenin nerede, nasıl ve hangi şehir modeliyle büyüyeceği olmalı.

