ZÜRİH– Zürih Üniversitesi siyaset bilimcisi Simon Bornschier, İsviçre Halk Partisi’nin (SVP/UDC) Avrupa’daki radikal popülist sağ hareketlerden ayrı değerlendirilemeyeceğini söyledi. Bornschier’e göre UDC ile Almanya’daki AfD aynı siyasi aile içinde yer alırken, AfD’de aşırı sağ olarak sınıflandırılan kişi ve bölgesel yapılanmalar daha fazla görülüyor.
Almanya’daki AfD ile İsviçre Halk Partisi arasındaki benzerlik ve farklılıklar, son dönemde İsviçre’de yeniden tartışılmaya başlandı.
İsviçre Halk Partisi Bern Kantonları Meclisi üyesi Werner Salzmann, geçtiğimiz hafta Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletindeki seçimlerde önemli bir sonuç alan AfD’den uzak durmuş ve iki parti arasında ciddi farklılıklar bulunduğunu söylemişti.
Zürih Üniversitesi’nden siyaset bilimci Simon Bornschier ise bu değerlendirmeyi tamamen paylaşmıyor. Bornschier, Keystone-ATS’ye yaptığı değerlendirmede UDC ile AfD’nin her ikisinin de radikal popülist sağ içinde değerlendirildiğini belirtti.
Bornschier: AfD daha radikal
Bornschier’e göre iki parti arasındaki farkları değerlendirirken önemli ölçütlerden biri, anayasal düzen ve liberal demokratik sisteme yaklaşım.
Siyaset bilimci, AfD konusunda Almanya’da anayasal düzene ilişkin daha fazla soru işareti bulunduğunu, UDC açısından ise bunun daha sınırlı olduğunu söyledi.
Bununla birlikte Bornschier, UDC’nin açık aşırı sağ hareketlerle arasına her zaman net bir mesafe koymadığını savundu. Almanya’da ise Anayasayı Koruma Dairesi tarafından açıkça aşırı sağ olarak sınıflandırılan bazı AfD temsilcileri ve bölgesel yapılanmalar bulunduğuna dikkat çekti.
Göç politikalarında benzerlikler ve farklar
Göç politikası konusunda da iki parti arasında hem farklılıklar hem de benzerlikler bulunduğunu belirten Bornschier, Werner Salzmann’ın savunduğu kontrollü göç yaklaşımının daha sınırlı olduğunu söyledi.
Salzmann, ekonominin ihtiyaçlarına yönelik kontrollü göçten yana olduğunu ve partisinin “remigration” yani göçmenlerin geri gönderilmesi anlamında kullanılan ifadeyi tercih etmediğini belirtmişti.
Bornschier ise iki parti arasında bu konuda bazı paralellikler bulunduğunu savundu. UDC’nin geçmişte yabancı suçluların sınır dışı edilmesine yönelik politikalarının, AfD içerisindeki bazı çevrelerin “remigration” kavramına yüklediği anlamla belirli noktalarda benzerlik taşıdığını ifade etti.
UDC’nin siyasi dili Avrupa’ya yayıldı
Bornschier, UDC’nin özellikle 2010’lu yıllarda göç karşıtı kampanyalarıyla Avrupa’daki radikal sağın siyasi iletişimi üzerinde etkili olduğunu söyledi.
Araştırmacıya göre UDC, göç konusundaki mesajlarını zaman zaman daha ılımlı bir siyasi dille sunmayı başardı. Bornschier, diğer Avrupa ülkelerindeki bazı siyasi hareketlerin de bu yöntemlerden yararlanmış olabileceğini belirtti.
Siyaset bilimci ayrıca radikal sağ partilerin yükselişinin, göç politikalarının kamuoyundaki ağırlığını artırdığını savundu. Bornschier’e göre İsviçre Halk Partisi, uzun yıllardır göç konusundaki tartışmalardan güçlü biçimde yararlanıyor.
Bornschier, İsviçre’de UDC’nin Federal Konsey’de temsil edilmesine rağmen siyasi sistemin içinde ve dışında olma özelliğini aynı anda taşıdığını ifade etti. Ona göre İsviçre’nin uzlaşmaya dayalı yönetim sistemi ve doğrudan demokrasi mekanizmaları, partinin siyasi etkisini sınırlamak yerine bazı halk oylamalarında seçimlerdeki oy oranının üzerinde sonuçlar elde etmesine imkan sağlayabiliyor.
