Sürgünde sanat ve kimlik arayışı: Kürt sanatçı yaşadıklarını anlattı

SCHAFFHAUSEN- İsviçre’de yaşayan Kürt sanatçı Adar Tank, sürgünde sanat üretimini, aidiyet duygusunu ve kimlik mücadelesini İsviçre yerel gazetesi Schaffhauser AZ’ye anlattı.

İsviçre’de yaşayan Kürt sanatçı Adar Tank, sürgünde sanat üretmenin zorluklarını ve kimlik arayışını İsviçre’de yayımlanan yerel haftalık gazete Schaffhauser AZ’ye verdiği röportajda anlattı.

1998 yılında Irak’ın kuzeyindeki Mahmur Mülteci Kampı’nda doğan sanatçı, çocukluk yıllarını savaş ve göç koşulları altında geçirdi. Daha sonra Erbil’de diş hekimliği eğitimi alan Tank, 2023 yılında yaşanan gelişmeler nedeniyle İsviçre’ye gelerek burada yaşamaya başladı.

Sanatçı, sürgünün kendi tercihi olmadığını belirterek, “İsviçre benim için bir seçenek değil, bir zorunluluktu” ifadelerini kullandı. Buna rağmen burada yeni bir yaşam kurmaya çalıştığını dile getiren Tank, aidiyet duygusunun hâlâ karmaşık olduğunu vurguladı.

Röportajda, dil meselesinin hayatında önemli bir yer tuttuğunu belirten sanatçı, farklı dönemlerde birden fazla dil öğrenmek zorunda kalmasının kendisi için travmatik bir deneyim olduğunu ifade etti. Anadilini kaybetme korkusu yaşadığını da sözlerine ekledi.

Foto: Robin Kohler

Sanat üretiminde kadın bedeninin merkezi bir yer tuttuğunu belirten Tank, eserlerinde savaş, acı ve direniş temalarını işlediğini aktardı. Kürt kadınlarının yaşam deneyimlerinin sanatına doğrudan yansıdığını ifade eden sanatçı, çalışmalarının çoğu zaman izleyicide rahatsızlık yarattığını ancak bunun gerçekliği görünür kılmak açısından önemli olduğunu söyledi.

Sanatın kendisi için bir varoluş biçimi olduğunu dile getiren Tank, özellikle zor zamanlarda üretim yaptığını belirtti. “Sanat, acıyla yüzleşmemi sağlıyor” diyen sanatçı, bu sürecin kendisi için anlam üretmenin bir yolu olduğunu ifade etti.

İsviçre’de sanatının daha çok “Kürt sanatı” olarak algılandığını belirten Tank, kimliğini eserlerinde daha görünür kılmaya başladığını söyledi. Bu durumun hem bir tercih hem de bir zorunluluk olduğunu dile getirdi.

Sürgünde yaşamın beraberinde getirdiği kimlik ve aidiyet arayışının sanatına yön verdiğini belirten Tank, eserlerinde eksik olanı, yani “özgürlük” duygusunu aradığını ifade etti. Sanatçıya göre özgürlük, bir devlet ya da sembolden ziyade, kabul görme ve huzur bulma anlamı taşıyor.

Tank, çalışmalarında savaşın yıkıcılığı ile kadınların direncini bir arada ele almaya devam ettiğini belirterek, sanatın kendisi için hem bir ifade alanı hem de bir direnme biçimi olduğunu vurguladı.

 

Röportajın tamamına buradan ulaşabilirsiniz…

 

Güncel haberler