BASEL – Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) İsviçre örgütünün geleneksel parti pikniği, 30 Ağustos’ta Basel’de Fridolinsmatte’de gerçekleştirildi. Farklı siyasi çevrelerden katılımcıların bir araya geldiği etkinlikte Türkiye’deki siyasi gelişmeler ve barış süreci, İsviçre ve Avrupa’da yükselen ırkçılık ve yabancı düşmanlığı, göçmenlerin çalışma ve yaşam koşulları, geri gönderme politikaları, işçi hakları, silahlanma ve enternasyonal dayanışma başlıkları ele alındı.
“Emeğimize, yaşamlarımıza, geleceğimize sahip çıkmak için yeniden bir aradayız” çağrısıyla düzenlenen etkinlikte SYKP İsviçre Eş Sözcüsü Ali Cem Kalkandelen ile İsviçre Emek Partisi (PdA) adına konuşmalar yapıldı. Etkinliğe ayrıca BastA! Genel Sekreteri ve Basel Parlamentosu Üyesi Franziska Stier ile Yeşiller Partisi Federal Parlamento Üyesi Sibel Arslan katıldı.
“Barış süreci desteklenmeli”

SYKP İsviçre Eş Sözcüsü Ali Cem Kalkandelen, konuşmasında Türkiye’deki siyasi gelişmeleri ve devam eden barış sürecini değerlendirdi.
Kalkandelen, AKP-MHP iktidarının ya da devletin mevcut siyasal yaklaşımının Türkiye’ye kendiliğinden barış ve demokrasi getireceğine inanmadıklarını söyledi. Buna rağmen Abdullah Öcalan tarafından başlatıldığını belirttiği demokratik toplum ve barış sürecinin desteklenmesi gerektiğini savundu.
Sürecin somut sonuçlar üretmesinin önemine dikkat çeken Kalkandelen, Rojava’daki çatışmaların sona erdirilmesi ve siyasi tutukluların özgürlüğüne kavuşması yönünde atılacak adımların önemli olduğunu belirtti.
Kalkandelen, devletin “yüzyıllık inkâr ve asimilasyon” politikalarından demokratik siyasete yönelmesini bir kazanım olarak değerlendirdi. Ancak sürecin Kürtler, işçiler, Aleviler, kadınlar ve gençler açısından somut kazanımlara dönüşmesinin toplumsal muhalefetin mücadelesine bağlı olduğunu ifade etti.
Toplumsal muhalefetin örgütlenmesi ve farklı kesimlerin ortak bir mücadele hattında buluşması gerektiğini savunan Kalkandelen, DEM Parti öncülüğünde “üçüncü kutbun” yeniden güçlendirilmesi ve daha geniş bir antifaşist mücadelenin oluşturulması çağrısında bulundu.
“İsviçre’de yabancı düşmanlığı büyüyor”
Kalkandelen konuşmasının devamında İsviçre ve Avrupa’daki ırkçılık ve yabancı düşmanlığı tartışmalarına değindi.
İsviçre’de nüfusun 10 milyonla sınırlandırılmasını öngören halk girişimine atıfta bulunan Kalkandelen, girişimin kabul edilmemesine rağmen yüksek oranda destek görmesinin dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Bu yaklaşımın yalnızca yeni gelen göçmenleri değil, uzun yıllardır İsviçre’de yaşayan ve burada hayat kuran insanları da etkileyebileceğini belirten Kalkandelen, göçmenlerin günlük yaşamda iş, konut ve sosyal ilişkiler açısından karşı karşıya kaldıkları ayrımcılığa dikkat çekti.
Göçmenlerin “iş yerinde çalışma arkadaşı, evde komşu, okulda sıra arkadaşı veya sokakta karşılaşılan kişi” olarak dahi istenmediği bir anlayışın yaygınlaştırılmaya çalışıldığını savunan Kalkandelen, bunun toplumdaki yabancı düşmanlığının boyutunu gösterdiğini ifade etti.
“Geri göndermelere karşı mücadele etmeliyiz”
Etkinliğin önemli gündemlerinden biri de İsviçre’nin geri gönderme politikaları oldu.
Kalkandelen, özellikle Türkiye’den gelen mültecilere yönelik sınır dışı uygulamalarını eleştirerek son aylarda bazı kişilerin zorla Türkiye’ye gönderilmeye çalışıldığını savundu.
Türkiye’deki barış sürecinin bazı geri gönderme girişimlerinde gerekçe olarak kullanıldığını ileri süren Kalkandelen, mültecilere “ülkenize dönün” yönünde baskı yapıldığını söyledi.
Göçmenlerin yalnızca sınır dışı edilme tehdidiyle değil, İsviçre’deki barınma ve çalışma koşullarıyla da karşı karşıya olduğunu belirten Kalkandelen, ortak mücadele çağrısı yaptı.
“Göçmen emeği değerlidir”
SYKP’nin yürüttüğü “Göçmen emeği değerlidir” kampanyasına da değinen Kalkandelen, göçmenlerin İsviçre ve Avrupa’nın ekonomik ve toplumsal yaşamına yaptığı katkının görünür hale getirilmesi gerektiğini söyledi.
Savaş, yoksulluk ve ekonomik politikaların milyonlarca insanı göçe zorladığını belirten Kalkandelen, göç ettikleri ülkelerde ise insanların düşük ücret ve güvencesiz çalışma koşullarıyla karşı karşıya bırakıldığını savundu.
Göçmenlerin bir yandan savaş ve yoksulluktan kaçmak zorunda bırakıldığını, diğer yandan geldikleri ülkelerde “neden geldin, geri dön” anlayışıyla karşılaştığını söyleyen Kalkandelen, göçmen emeğinin ucuz iş gücü olarak görülmesine tepki gösterdi.
Barınma sorununa da dikkat çeken Kalkandelen, göçmenlerin ev bulmakta zorlandığını ve bulduklarında daha yüksek kiralarla karşılaşabildiğini belirtti. İş piyasasında da benzer bir durum yaşandığını söyleyen Kalkandelen, göçmenlerin iş bulmakta zorlandığını, bulduklarında ise düşük ücretlerle çalıştırıldığını ifade etti.
Bu koşulların değiştirilebileceğini savunan Kalkandelen, örgütlenme ve ortak mücadeleyle geri gönderme politikalarına, ikinci sınıf insan muamelesine ve emeğin değersizleştirilmesine karşı çıkılabileceğini söyledi.
PdA: “Sınıf mücadelesi ortadan kaybolmadı”

Etkinlikte PdA Basel adına yapılan konuşmada ise sınıf mücadelesinin günümüzde de devam ettiği vurgulandı.
PdA Basel’in yaklaşık yedi yıl önce yeniden örgütlenmesinden bu yana büyüdüğü belirtilen konuşmada, SYKP ile geçmişte gerçekleştirilen ortak çalışmalar hatırlatıldı.
Basel’de herkes için uygun fiyatlı toplu taşıma amacıyla yürütülen “U-Abo” girişimi, tasarruf politikalarına karşı mücadele ve asgari ücret tartışmaları gündeme getirildi.
Sol içindeki daha büyük siyasi güçlerin bazı mücadelelere yeterince destek vermemesinin küçük sol partilerin karşılaştığı sorunlardan biri olduğu ifade edilirken, bunun mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmediği vurgulandı.
Konuşmada İsviçre’nin tarafsızlık politikası, Avrupa’daki silahlanma ve savaş politikaları da eleştirildi.
“Silahlanmaya milyarlar var, sosyal ihtiyaçlara para yok”
Avrupa genelinde savunma ve silahlanma harcamalarının artmasına dikkat çekilen konuşmada, sosyal ihtiyaçlar için kaynak bulunmadığının söylenmesine rağmen ordu ve silahlanma için milyarlarca frank ayrıldığı savunuldu.
NATO’ya, silahlanmaya ve savaş politikalarına karşı daha güçlü bir muhalefet oluşturulması gerektiği ifade edilirken, enternasyonalizm ve anti-emperyalizmin yalnızca siyasi programlarda yer alan kavramlar olmadığı belirtildi.
İsviçre’de asgari ücret ve toplu iş sözleşmeleri konusundaki gelişmelere de değinilerek çalışanların ücretlerinin ve çalışma koşullarının korunması gerektiği vurgulandı.
Konuşmada, çalışan herkesin emeğiyle geçinebileceği, kirasını ödeyebileceği ve temel ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir yaşam standardına sahip olması gerektiği belirtildi. Bunun yanında insanların çalışma dışında da kendi yaşamlarına zaman ayırabilmelerinin bir hak olduğu savunuldu.
Gıda egemenliği de gündemdeydi
Etkinlikte gıda egemenliği konusu da ele alındı.
Gıdanın nasıl üretileceği ve tarım politikalarının nasıl şekillendirileceği konusunda halkın ve üreticilerin söz sahibi olması gerektiği savunuldu. Çiftçilerin ve köylülerin haklarının işçilerin haklarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtilirken, sağlıklı ve sürdürülebilir gıdaya erişimin temel bir hak olduğu ifade edildi.
Vaud kantonunda gıda egemenliğinin anayasal güvence altına alınmasına yönelik gelişmeler de bir kazanım olarak değerlendirildi.
Konuşmada farklı toplumsal mücadelelerin birbiriyle bağlantılı olduğu ve bu mücadelelerin ortaklaştırılması gerektiği mesajı verildi.
Filistin için dayanışma mesajı
Etkinlikte Filistin de gündeme gelen başlıklardan biri oldu.
PdA Basel’in Filistin konusunda 2023 öncesinden bu yana çalışmalar yürüttüğü belirtilerek, Filistin dayanışmasının yalnızca belirli dönemlerde gündeme getirilen geçici bir siyasi tutum olmadığı ifade edildi.
SYKP ile birlikte Filistin için gerçekleştirilen eylemler hatırlatılırken, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının yanı sıra Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkının da savunulması gerektiği savunuldu.
Konuşmada, siyasi dayanışmanın yalnızca uygun ve kolay olduğu dönemlerde değil, özellikle zor olduğu dönemlerde de sürdürülmesi gerektiği vurgulandı.
“Mücadelelerimizin ortak noktası sınıf mücadelesidir”
PdA adına yapılan konuşmanın sonunda farklı toplumsal ve siyasi mücadelelerin ortak noktasının sınıf mücadelesi olduğu ifade edildi.
Asgari ücret, sosyal kesintiler, gıda, silahlanma ve savaş gibi ilk bakışta birbirinden farklı görünen sorunların aynı temel soruyla bağlantılı olduğu savunuldu:
“Nasıl yaşayacağımıza kim karar verecek?”
Sosyalizm ise sömürünün ve tahakkümün ortadan kaldırıldığı, insanların yaşam koşullarının ekonomik güçlerine veya doğdukları aileye göre belirlenmediği bir toplum hedefi olarak tanımlandı.
Konuşma, SYKP ile PdA arasındaki ortak mücadele vurgusuyla sona erdi. Savaşsız ve sömürüsüz bir dünya için ortak mücadelenin sürdürülmesi çağrısı yapıldı.
Etkinlik, siyasi konuşmaların ardından canlı müzik, halaylar ve çeşitli oyunlarla devam etti.
Mehmet Murat Yıldırım
