OBİGRAM – Tacikistan’da inşa edilen Rogun Barajı, tamamlandığında 335 metre yüksekliğiyle dünyanın en yüksek hidroelektrik barajı olacak. Ülkenin otoriter yönetimi tarafından ekonomik kalkınmanın ve enerji bağımsızlığının sembolü olarak sunulan proje, uluslararası finans kuruluşlarının desteğine rağmen çevresel etkileri, insan hakları tartışmaları ve karar süreçleri nedeniyle eleştirilerin odağında bulunuyor.
Yaklaşık 6,29 milyar dolar (5,09 milyar İsviçre frangı) maliyete sahip olan mega proje, başta Dünya Bankası olmak üzere uluslararası kuruluşlar tarafından finanse ediliyor. Tacikistan hükümeti, Rogun Barajı’nın özellikle kış aylarında yaşanan elektrik sıkıntılarını gidereceğini ve milyonlarca insanın enerjiye erişimini artıracağını savunuyor.
Ülkenin uzun yıllardır iktidarda bulunan Cumhurbaşkanı Emomali Rahmon, projeyi Tacikistan’ın geleceği açısından kritik bir yatırım olarak nitelendiriyor. Hükümet, barajı yalnızca bir enerji tesisi değil, aynı zamanda ulusal kalkınmanın ve bağımsızlığın simgesi olarak tanıtıyor.
Dünya Bankası finansmanı ve İsviçre’nin rolü
Rogun Barajı’nın uluslararası finansmanında en önemli aktörlerden biri olan Dünya Bankası, 2024 yılında Tacikistan’a proje için 350 milyon dolarlık ilk krediyi onayladı. Bankaya göre proje tamamlandığında yaklaşık 10 milyon kişinin elektrik erişimine katkı sağlayacak.
Tacikistan’ın Dünya Bankası içindeki konumu ise İsviçre açısından özel bir önem taşıyor. Ülke, İsviçre’nin liderliğini yaptığı “Helvetistan” adlı oy grubunda yer alıyor. Bu grup, Orta Asya ve Doğu Avrupa’daki bazı ülkelerin Dünya Bankası yönetim kurulundaki temsilini İsviçre üzerinden yürütüyor.
İsviçre Ekonomi Sekreterliği (SECO), Rogun Barajı’nın bölgesel enerji güvenliği açısından önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirtiyor. Ancak İsviçre’nin hem bu gruba başkanlık etmesi hem de Dünya Bankası karar süreçlerinde etkili bir konumda bulunması, bazı uzmanlara göre diplomatik sorumlulukları ve olası çıkar çatışmalarını da beraberinde getiriyor.

Yer değiştirmeler ve çevresel endişeler
Barajın inşası kapsamında yaklaşık 40 bin kişinin yer değiştirmek zorunda kalabileceği belirtiliyor. İnsan hakları kuruluşları, daha önceki yeniden yerleşim süreçlerinde bazı hak ihlalleri yaşandığını rapor etmişti.
Çevre uzmanları ise Rogun Barajı’nın bölgedeki doğal yaşam üzerinde ciddi etkiler oluşturabileceği uyarısında bulunuyor. Projenin, UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan Tigrovaya Balka Doğa Koruma Alanı ve Amu Derya Nehri ekosistemi üzerindeki olası etkileri tartışılıyor. Özellikle nadir balık türleri ve nehir biyolojik çeşitliliği konusunda endişeler dile getiriliyor.
Bölgenin yüksek deprem riski taşıması da uzmanların dikkat çektiği konular arasında yer alıyor. Barajın inşa edildiği bölgeye yakın bir noktada 1949 yılında meydana gelen büyük bir deprem, toprak kaymasına neden olmuş ve iki köyün zarar görmesine yol açmıştı.
Alternatif enerji tartışmaları
Projenin eleştirmenleri, 335 metrelik dev yapının tek seçenek olmadığını savunuyor. Baraj yüksekliğinin azaltılması halinde daha az kişinin yerinden edilmesi ve çevresel risklerin düşürülmesi mümkün olabilir.
Bazı uzmanlar ayrıca güneş ve rüzgâr enerjisindeki hızlı gelişmelere dikkat çekerek, Tacikistan’ın enerji ihtiyacını karşılamak için farklı seçeneklerin değerlendirilebileceğini belirtiyor. Rogun Barajı’nın ise mevcut takvime göre 2033 yılından önce faaliyete geçmesi beklenmiyor.

Uluslararası destek ve jeopolitik hesaplar
Rogun Barajı’na verilen uluslararası destek, yalnızca enerji politikalarıyla değil, Orta Asya’daki jeopolitik dengelerle de ilişkilendiriliyor. Bazı uzmanlar, Batılı ülkelerin projeye desteğinin bölgede Rusya’nın etkisini dengeleme amacı taşıyabileceğini değerlendiriyor.
ETH Zürih’ten uzman Fritz Brugger, büyük altyapı yatırımlarının yalnızca teknik kararlar olmadığını, aynı zamanda ülkelerin siyasi ve bölgesel ilişkilerini etkileyebileceğini ifade ediyor.
İtalya’daki Bergamo Üniversitesi’nden araştırmacı Filippo Menga ise geçmişte birçok uluslararası uzmanın Rogun projesine şüpheyle yaklaştığını hatırlatarak, Dünya Bankası ve Avrupa kurumlarının desteğinin arkasındaki siyasi ve ekonomik nedenlerin de incelenmesi gerektiğini savunuyor.
Dünya Bankası’na yapılan şikâyet ve tartışmalı karar
Rogun Barajı’nın finansman kararının ardından Özbekistan ve Türkmenistan’dan iki kişi, projenin çevresel ve sosyal etkilerinin yeterince değerlendirilmediği gerekçesiyle Dünya Bankası’nın bağımsız Denetim Paneli’ne başvurdu.
Başvuruda, barajın aşağı havzadaki ülkelerde su kaynaklarını azaltabileceği, bunun da hassas ekosistemler ve yerel topluluklar üzerinde geri dönüşü olmayan etkiler yaratabileceği öne sürüldü.
Dünya Bankası yönetimi, başvurunun Tacikistan dışındaki kişiler tarafından yapıldığı gerekçesiyle kabul edilemez olduğunu savundu. Ancak Denetim Paneli, daha önceki örneklere dayanarak başka ülkelerde yaşayan insanların da doğrudan etkilenmeleri halinde şikâyet hakkına sahip olabileceğini belirtti ve inceleme yapılmasını önerdi.
Buna rağmen Dünya Bankası yönetim kurulu, Kasım 2025’te soruşturma açılması talebini reddetti. Kararın ardından Dünya Bankası’nın hesap verebilirlik mekanizmalarının bağımsızlığı konusunda yeni tartışmalar başladı.
İsviçre ise Dünya Bankası içindeki lider rolü nedeniyle sürecin önemli aktörlerinden biri olmaya devam ediyor. Ancak Dünya Bankası yönetim kurulu oylamalarının gizli olması nedeniyle Bern’in Rogun Barajı konusundaki kesin oy tercihi kamuoyuyla paylaşılmadı.
Tacikistan hükümeti projeyi enerji güvenliği ve ekonomik kalkınma için vazgeçilmez bir yatırım olarak görürken, eleştirmenler barajın çevresel, sosyal ve siyasi sonuçlarının daha kapsamlı değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
