İsviçre’de ilaç şirketleriyle doktorlar arasında milyarlık para trafiği

İSVİÇRE– İlaç şirketleri, İsviçre’de doktorlara, hastanelere ve sağlık kuruluşlarına 2025 yılında 234 milyon frank ödedi. 2014’ten bu yana açıklanan ödemeler 2,1 milyar franka ulaştı. Bazı doktorların on binlerce franklık danışmanlık ve konuşmacılık geliri elde etmesi, daha pahalı ilaçların tercih edilmesi ihtimali ve ödemelerin yeterince denetlenmemesi, sağlık sektöründeki çıkar çatışması tartışmalarını büyütüyor.

İsviçre’de ilaç şirketleri ile sağlık sektörü arasındaki para trafiğinin boyutu dikkat çekici rakamlarla ortaya çıktı. İlaç firmaları; doktorlara, hastanelere, meslek kuruluşlarına, hasta örgütlerine ve diğer sağlık kuruluşlarına yalnızca 2025 yılında toplam 234 milyon frank aktardı. Konferans katılımı, seyahat ve konaklama giderleri, danışmanlık hizmetleri, konuşmacılık ücretleri ve araştırma iş birlikleri bu ödemelerin başlıca kalemlerini oluşturdu.

Beobachter dergisinin aktardığı verilere göre, 2025’teki toplam ödeme bir önceki yıla kıyasla 28 milyon frank azaldı. Ancak düşüşün temel nedeni, büyük araştırma iş birliklerinin azalmasıydı. Üstelik 2014’ten bu yana açıklanan ödemelerin toplamı 2,1 milyar franka ulaştı. Bu rakam, ilaç sektörü ile sağlık kuruluşları arasındaki mali ilişkinin büyüklüğünü gözler önüne seriyor.

En büyük üç şirketten 79,4 milyon frank

2025 yılında sağlık sektörüne en fazla ödeme yapan şirket, 27,4 milyon frankla AstraZeneca oldu. Şirketin ödemeleri son beş yılda iki kattan fazla arttı.

İkinci sırada 26,4 milyon frankla Novartis, üçüncü sırada ise 25,6 milyon frankla Roche yer aldı. Böylece yalnızca bu üç şirketin bir yılda açıkladığı ödemeler 79,4 milyon franka ulaştı.

Pfizer’ın ödemeleri ise 2024’teki 21,3 milyon franktan 2025’te 11,3 milyon franka geriledi. Bu düşüşün büyük ölçüde araştırma iş birliklerindeki azalmadan kaynaklandığı bildirildi. Buna karşılık, bireysel doktorlara yapılan ödemelerin son yıllarda arttığına dikkat çekildi.

Bu rakamlar, ilaç sektörünün sağlık alanındaki ekonomik ağırlığını gösteriyor. Ancak şirketlerin yaptığı ödemeler tek başına yasa dışı bir faaliyetin kanıtı değil. Asıl tartışma, bu mali ilişkilerin doktorların tedavi kararlarını etkileyip etkilemediği ve ne ölçüde denetlendiği üzerinde yoğunlaşıyor.

İlaç şirketlerinden ödeme alan doktorlar daha pahalı ilaçlar mı yazıyor?

Tartışmanın merkezinde doktorların reçete tercihleri bulunuyor. Beobachter tarafından aktarılan araştırmalara göre, ilaç şirketlerinden mali destek alan doktorlar, aynı etken maddeyi içeren daha ucuz jenerik ilaçlar yerine markalı ilaçları daha sık reçete edebiliyor.

Araştırmalarda ayrıca bu doktorların daha fazla ilaç reçete edebildiği ve tarafsız tıbbi kılavuzlardan istatistiksel olarak daha sık sapabildiği belirtiliyor.

Bu bulgular, ilaç şirketlerinden ödeme alan her doktorun yanlış tedavi uyguladığı anlamına gelmiyor. Ancak finansal ilişkilerin reçete alışkanlıkları üzerindeki olası etkisini gündeme getiriyor.

Hastalar açısından mesele oldukça somut: Aynı etken maddeyi içeren daha ucuz bir ilaç yeterli olabilecekken daha pahalı bir markalı ürün tercih ediliyor mu? Gereğinden fazla ilaç yazılması, hastaların ve sağlık sisteminin maliyetlerini artırıyor mu?

Bir ilacın tercih edilmesinde hastanın sağlık durumu, bilimsel kanıtlar ve tedavinin gerekliliği belirleyici olmalı. İlaç üreticileriyle kurulan mali ilişkilerin bu kararları etkilemesi ihtimali ise sağlık hizmetlerine duyulan güven açısından önemli bir sorun oluşturuyor.

Bazı doktorlara on binlerce franklık ödemeler

İlaç şirketlerinden yapılan ödemeler yalnızca hastanelere veya büyük araştırma projelerine gitmiyor. Bireysel doktorlar da danışmanlık, konuşmacılık ve bilimsel danışma kurullarındaki görevleri karşılığında önemli tutarlara ulaşabiliyor.

2025 yılında en fazla ödeme alan doktor, Zürih Üniversite Hastanesi Romatoloji Kliniği Direktörü ve profesör Oliver Distler oldu. Distler’in farklı ilaç şirketlerinden aldığı açıklanmış ödemeler yaklaşık 96.742 franka ulaştı. Bunun yaklaşık 87.000 franklık bölümü Alman ilaç şirketi Boehringer Ingelheim’dan geldi.

Şirketin açıklamasına göre bu ödemeler arasında danışmanlık ücretleri, konuşmacılık faaliyetleri ve masraflar bulunuyordu. Distler’e yaklaşık 57.000 frank danışmanlık ücreti ve 30.000 frank masraf ödemesi yapıldığı bildirildi. Profesörün yedi kez konuşmacı olarak görevlendirildiği, 11 danışmanlık işi yaptığı ve bilimsel bir danışma kurulunda görev aldığı belirtildi.

Distler, Beobachter dergisinin konuya ilişkin sorularına yanıt vermedi. Üniversite hastanesi ise daha önce yaptığı açıklamada, bu yan faaliyetlerin doktorun bağımsızlığını etkilemediğini bildirdi.

İkinci sırada, Zürih Üniversite Hastanesi Gastroenteroloji ve Hepatoloji Kliniği’nde görev yapan Luc Biedermann yaklaşık 94.634 frankla yer aldı. Estetik cerrah Keywan Taghetchian ise yaklaşık 59.732 frank aldı.

Taghetchian, ilaç şirketi Galderma için yaptığı konuşma ve eğitim çalışmalarının doktorların mesleki gelişimine ve hasta güvenliğine katkı sağladığını, kendi hastalarına yönelik kararlarını etkilemediğini söyledi.

Bu örnekler, bazı doktorların ilaç şirketlerinden önemli miktarlarda gelir elde edebildiğini gösteriyor. Ancak bir doktorun danışmanlık veya eğitim hizmeti karşılığında ödeme alması, tek başına çıkar çatışması ya da usulsüzlük kanıtı sayılamaz. Önemli olan, bu hizmetlerin gerçek niteliği ve doktorun hastaları için verdiği kararlardan bağımsız olup olmadığıdır.

Araştırma adı altında 84,3 milyon frank

Ödemelerin tamamında paranın nihai alıcısını ve kullanım amacını aynı açıklıkta görmek mümkün değil.

2025 yılında açıklanan toplam 234 milyon frankın 141 milyon franktan fazlası hastaneler, vakıflar, kongre organizatörleri ve meslek kuruluşları gibi kurumlara gitti. Bunun 84,3 milyon franklık bölümü ise araştırma ve geliştirme kapsamında kaydedildi.

Bu kategorideki ödemelerin hangi doktorlara, hastanelere veya araştırma ekiplerine ne ölçüde ulaştığı her zaman açık biçimde belirlenemiyor. İlaç şirketleri, bazı araştırma ödemelerini ticari sır gerekçesiyle toplu olarak açıklıyor. Bu nedenle kamuoyuna sunulan veriler, paranın nihai alıcılarını her durumda göstermiyor.

Araştırma iş birlikleri yeni ilaçların geliştirilmesi ve klinik çalışmalar açısından gerekli olabilir. Ancak milyonlarca franklık ödemelerin ayrıntıları yeterince açık olmadığında, hangi kurumların ve kişilerin ne kadar destek aldığı konusunda soru işaretleri doğuyor.

Buradaki temel sorun, araştırma faaliyetlerinin kendisi değil; bu faaliyetlere ayrılan paranın dağılımının ne ölçüde şeffaf olduğu ve çıkar çatışması ihtimalinin nasıl kontrol edildiği.

Ödemeler açıklanıyor ama kim denetliyor?

İlaç şirketleriyle sağlık sektörü arasındaki mali ilişkiler, 2014 yılında başlatılan sektör içi özdenetim ve şeffaflık sistemi kapsamında açıklanıyor. Sisteme 60’tan fazla ilaç şirketi katılıyor.

Ancak ödemelerin kamuoyuna açıklanması, bu ilişkilerin doktorların kararları üzerindeki etkisinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Beobachter dergisine göre, İsviçre Federal Halk Sağlığı Dairesi ile meslek kuruluşları ve sektör örgütleri, kurallara uyulup uyulmadığını sistematik biçimde denetlemiyor. Bu durum, açıklanan rakamların ötesinde bir soruyu gündeme getiriyor: Doktorların aldığı ödemelerin uygun olup olmadığı ve reçete tercihlerini etkileyip etkilemediği nasıl kontrol ediliyor?

İsviçre’de tedavi kararlarının finansal teşviklere değil, bilimsel ve nesnel ölçütlere dayanması gerekiyor. Doktorların ilaç şirketlerinden danışmanlık veya araştırma hizmetleri karşılığında ödeme alması mümkün olsa da bu ilişkilerin tıbbi kararları yönlendirmemesi temel bir gereklilik.

Etkili denetim olmadan yalnızca şirketlerin kendi açıkladığı verilere dayanmak, mali ilişkilerin gerçek etkisini değerlendirmeyi zorlaştırıyor.

Mesele yalnızca para değil, hastaların güveni

İlaç şirketlerinin 2025 yılında açıkladığı 234 milyon franklık ödeme ve 2014’ten bu yana biriken 2,1 milyar franklık toplam, sağlık sektörü ile ilaç endüstrisi arasındaki ilişkinin küçük veya istisnai olmadığını gösteriyor.

Bu ilişkinin bir bölümü bilimsel araştırmaların yürütülmesi, yeni tedavilerin geliştirilmesi ve doktorların mesleki eğitimine katkı sağlanması gibi meşru amaçlara dayanıyor. Ancak yüksek tutarlı ödemeler, bazı doktorların gelirleri ve denetim eksikliğine ilişkin eleştiriler, ticari çıkarlarla hasta yararı arasındaki sınırın nasıl korunacağı sorusunu öne çıkarıyor.

Sağlık sisteminde güvenin korunabilmesi için yalnızca ödemelerin açıklanması yeterli değil. Ödemelerin kimlere, hangi hizmet karşılığında yapıldığı anlaşılmalı; olası çıkar çatışmaları belirlenmeli ve tedavi kararlarının bilimsel ölçütlere uygunluğu etkili biçimde denetlenmeli.

Çünkü mesele, ilaç şirketlerinin doktorlara ne kadar para ödediğinden ibaret değil. Asıl mesele, hastaların kendileri için en uygun tedaviyi mi aldığı, yoksa ticari ilişkilerin bu seçim üzerinde etkili olup olmadığı. İsviçre’de açıklanan milyarlarca franklık para trafiği, bu sorunun neden daha güçlü şeffaflık ve denetim gerektirdiğini ortaya koyuyor.

Güncel haberler