İsviçre’nin federal sistemi Kürt sorununun çözümüne örnek olabilir mi?

İSVİÇRE- İsviçre’de yaşayan Kürt siyasetçiler, hukukçular ve akademisyenler, ülkedeki federal yönetim sisteminin, doğrudan demokrasinin ve çok dilliliğin Kürtlerin yaşadığı ülkelerdeki sorunların çözümüne katkı sağlayabileceğini düşünüyor. Ancak bu modelin uygulanabilmesi için yalnızca yasal düzenlemelerin değil, devlet yönetimi anlayışının da değişmesi gerektiği vurgulanıyor.

Dünya genelinde yaklaşık 40 ila 50 milyon nüfusa sahip olduğu tahmin edilen Kürtler, kendilerine ait bağımsız bir devleti bulunmayan en büyük halklardan biri olarak kabul ediliyor. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Kürtlerin tarihsel olarak yaşadığı coğrafya, Lozan’da imzalanan antlaşmayla Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında kaldı.

Kürtler, onlarca yıldır bu ülkelerdeki varlıklarını, kimliklerini ve haklarını korumak amacıyla farklı siyasi ve silahlı mücadeleler yürüttü. Bu süreçte elde edilen sonuçlar ülkeden ülkeye değişti. Yakın dönemde Suriye’nin kuzeyindeki Kürt özerk yönetimi, Şam yönetimiyle yapılan görüşmelerin ardından sona erdirildi. Türkiye’de ise bu yaz, Kürt silahlı gruplarıyla yaşanan çatışmayı bitirmeyi amaçlayan bir yasa kabul edildi.

Bugün Kürt sorunu etrafındaki tartışmalar yalnızca Kürtlerin azınlık haklarının genişletilmesiyle sınırlı değil. Farklı etnik kökenlere, dillere ve kültürlere sahip insanların eşit biçimde temsil edildiği, demokratik ve kapsayıcı bir yönetim sisteminin nasıl kurulabileceği de tartışılıyor.

İsviçre’nin federal yönetim yapısı ve çok dilli toplumsal düzeni, bağımsız bir Kürt devletinin kurulamaması durumunda, Kürtlerin yaşadığı ülkelerde daha fazla yerel özerklik ve demokratik katılım sağlanması için bir örnek olarak değerlendiriliyor.

İsviçre’de farklı kimlikler bir arada yaşayabiliyor

Portrait de Hüsnü Yilmaz
Hüsnü Yılmaz

Cenevre’deki Mesopotamia Adalet Gözlemevi vakfının yönetim kurulu başkanı ve Avrupa Demokratik Hukukçular Birliği yürütme kurulu üyesi avukat Hüsnü Yılmaz’a göre İsviçre modelinin en önemli özelliklerinden biri, farklı etnik kökenlere, kültürlere ve dinlere sahip insanların aynı devlet çatısı altında birlikte yaşayabilmesi.

Yılmaz, ülkedeki farklı dillerin ve kültürlerin anayasal güvence altında olduğunu, çeşitli toplumsal grupların da siyasi sistemin işleyişine katkı sunduğunu belirtiyor.

Federal sistemin bir diğer önemli özelliği ise yetkilerin yalnızca merkezî yönetimde toplanmaması. İsviçre’de kantonlar; eğitim, sağlık ve bazı kamu hizmetlerinin düzenlenmesi gibi alanlarda geniş yetkilere sahip. Belediyeler de kendi sorumluluk alanlarında karar alabiliyor. Bu birimler, bütün kararların başkent Bern’den verilmesini beklemek zorunda değil.

Bu yapı, yerel sorunlara bölgenin ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştirilmesini kolaylaştırıyor. Bazı bölgelerde eğitim, kamu yönetimi ve mahkemelerde birden fazla dilin kullanılması da farklı toplulukların birlikte yaşamasına katkı sağlıyor.

Çok dillilik devlete bağlılığı güçlendirebilir

Özcan Yılmaz

Cenevre Üniversitesi’nde tarihçi olarak çalışan Özcan Yılmaz da İsviçre’de farklı dil topluluklarının günlük yaşamda bir arada bulunmasının önemine dikkat çekiyor.

Yılmaz’a göre devletin farklı dilleri eşit biçimde tanıması, yalnızca kültürel hakları korumakla kalmıyor; vatandaşların kendilerini devlete ait hissetmelerini de güçlendiriyor.

Ancak İsviçre’deki deneyimin Türkiye, İran, Irak ve Suriye’ye aktarılmasının kolay olmadığını belirten Yılmaz, bu ülkelerde ulus-devlet anlayışının büyük ölçüde ortak bir dil ve kimlik etrafında şekillendiğini, yönetimin de merkezde yoğunlaştığını ifade ediyor.

İsviçre benzeri bir sistemin işleyebilmesi için daha kapsamlı siyasi değişikliklere ihtiyaç duyulabileceğini belirten tarihçi, şu alanlara dikkat çekiyor:

  • Kamu yönetiminin siyasi tarafsızlığının güvence altına alınması
  • Din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması
  • Vatandaşlığın etnik kimlik yerine ortak vatandaşlık bağı temelinde ele alınması
  • Yasama, yürütme ve yargı arasındaki güçler ayrılığının korunması
  • Yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması

Hüsnü Yılmaz ve Özcan Yılmaz, İsviçre’deki federalizmin farklı toplulukların bir arada yaşamasını kolaylaştırdığı konusunda hemfikir. Ancak bu sistemin kısa sürede ortaya çıkmadığını, yaklaşık iki yüzyıla yayılan tarihsel uzlaşmalar sonucunda geliştiğini vurguluyorlar.

Hüsnü Yılmaz’a göre İsviçre modelinin başarısı yalnızca anayasa hükümlerine dayanmıyor. Toplumun zaman içinde bu kurumları benimsemesi de belirleyici rol oynuyor.

Yılmaz, Türkiye gibi merkezî devlet yapısının güçlü olduğu bir ülkede yalnızca yasa ve idari düzenlemelerin değiştirilmesinin yeterli olmayacağını belirterek demokratik bir dönüşüm için yeni bir anayasanın ve merkezî devlet anlayışının kapsamlı biçimde yeniden ele alınmasının gerekebileceğini söylüyor.

Doğrudan demokrasi ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi

Fırat Anlı Kimdir?
Fırat Anlı

Kürt siyasetçi ve avukat Fırat Anlı’ya göre İsviçre’den çıkarılabilecek en önemli derslerden biri, doğrudan demokrasi ile yerel özerkliğin birlikte uygulanması.

İsviçre’de vatandaşlar halk oylamaları ve halk girişimleri aracılığıyla siyasi kararlara doğrudan katılabiliyor. Belediyelerin kendi yetki alanlarında karar alabilmesi de bu sistemin önemli bir parçasını oluşturuyor.

Anlı, yerel kurumların yetkilerinin artırılmasının Kürt siyasi hareketinin uzun yıllardır savunduğu yaklaşımlardan biri olduğunu belirtiyor.

Suriye’nin kuzeyindeki Rojava’da oluşturulan yönetim modelinin de siyasi istikrarsızlığa rağmen yerel demokrasi, kültürel çeşitlilik ve vatandaşların yönetime katılması gibi ilkelerden etkilendiğini ifade ediyor. Söz konusu bölgelerdeki idari birimlerin bir dönem resmî olarak “kanton” adıyla anılması da İsviçre modelini hatırlatan unsurlardan biri.

Anlı’ya göre Türkiye’de demokrasinin gelişmesi için Kürtçenin ana dil olarak eğitimde kullanılmasının tanınması gerekiyor. Kürtlerin kendi dillerini kamu kurumlarında kullanabilmesi konusundaki kısıtlamalara da dikkat çekiyor.

Bunun yanında hukuk devleti ilkesinin güvence altına alınması ve uluslararası insan hakları standartlarının eksiksiz uygulanması gerektiğini savunuyor. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesinin yalnızca idari bir reform olarak görülmemesi gerektiğini belirten Anlı, bu kurumların siyasi temsil ve toplumsal aidiyet sorunlarının çözümünde rol üstlenmesi gerektiğini ifade ediyor.

Kürt kadınların eşit temsili konusunda farklı bir model

İsviçre’de 1 Mayıs-Fatma Şık Barut
Fatma Şık Barut

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde geçmişte eş belediye başkanlığı yapan Fatma Şık, uzun yıllardır yaşadığı İsviçre’de özellikle doğrudan demokrasinin geniş biçimde uygulanmasından etkilendiğini söylüyor.

Şık’a göre halkın hem ülke genelinde hem de yerel düzeyde referandumlar ve halk girişimleri yoluyla kararlara katılabilmesi, İsviçre modelinin temel özelliklerinden biri. Bu yaklaşımın, kültürel çeşitliliğin tanınmasını esas alan Kürt demokrasi anlayışıyla da örtüştüğünü düşünüyor.

Ancak kadınların siyasetteki temsili konusunda Kürt kadın hareketinin kendine özgü bir model geliştirdiğini belirtiyor.

İsviçre’de kadın hakları alanında önemli ilerlemeler kaydedilmiş olsa da Şık, siyasi ve idari hiyerarşide üst kademelere çıkıldıkça kadınların temsil oranının azaldığına dikkat çekiyor.

Buna karşılık eş başkanlık sistemi, kadın ve erkeklerin eşit temsili ve kadınların bağımsız örgütlenmesi gibi uygulamaları daha ileri bir demokratik yaklaşım olarak değerlendiriyor.

Diyarbakır’daki siyasi deneyimlerine dayanarak kadın ve erkekten oluşan eş başkanlık sisteminin yalnızca Kürt kadınların siyasi temsilini artırmadığını; karar alma süreçlerini demokratikleştirmeye, gücün paylaşılmasına ve geleneksel olarak erkeklerin ağırlıkta olduğu siyasi alışkanlıkların sorgulanmasına da katkıda bulunduğunu belirtiyor.

Şık’a göre İsviçre ile Kürt siyasi hareketi arasındaki karşılaştırma tek taraflı yapılmamalı. Kürt hareketi İsviçre’den bazı uygulamaları öğrenebileceği gibi, Kürt kadın hareketinin geliştirdiği siyasi modeller de İsviçre’de ve diğer demokratik ülkelerdeki tartışmalara katkı sağlayabilir.

“Tek devlet, tek halk” anlayışı yerine “çeşitlilik içinde birlik”

Eva Maria Belser

Fribourg Üniversitesi’nde anayasa hukuku ve federalizm alanında uzmanlaşan profesör Eva Maria Belser, İsviçre modelinin başka ülkelere aktarılması değerlendirilirken tarihsel, kültürel, siyasi ve jeopolitik farklılıkların göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtiyor.

Bununla birlikte Belser, ülkelerin geçmişleri birbirinden farklı olsa da anayasal deneyimlerin başka toplumlara uyarlanmasının mümkün olabileceğini söylüyor.

İsviçre de 19. yüzyılda federal sistemini oluştururken başka ülkelerden esinlendi. Örneğin ABD’nin iki meclisli parlamento yapısı İsviçre’ye örnek oldu. Ancak İsviçre bu sistemi olduğu gibi kopyalamadı; kendi tarihsel ve siyasi koşullarına göre uyarladı.

Belser’e göre İsviçre federalizmi, Kürt sorunu açısından “tek devlet, tek halk” anlayışına dayanan klasik ulus-devlet modeline alternatif bir yaklaşım sunuyor.

İsviçre örneği, farklı dillere, dinlere ve kültürlere sahip toplulukların aynı devlet çatısı altında barış içinde yaşayabileceğini, yönetime katılabileceğini ve kendi kimliklerini koruyabileceğini gösteriyor.

Belser, bu açıdan federalizmin Türkiye, Suriye, Irak ve İran’da yaşayan Kürtlerin haklarının ve yerel yönetimlerinin güçlendirilmesi için bir çerçeve oluşturabileceğini; bunun mutlaka bağımsız bir devlet kurulması anlamına gelmediğini belirtiyor.

Ona göre federal sistem, tarihsel olarak belirli bölgelerde yaşayan azınlıkların kültürel konularda kendi kararlarını alabilmesine imkân tanırken aynı zamanda devletin genel yönetimine eşit ortaklar olarak katılmalarını da sağlayabilir.

Federal sistem için toplumsal uzlaşma şart

Belser, farklı ulusal kimlikleri tanıyan ve “çeşitlilik içinde birlik” ilkesine dayanan federal sistemlerin başlangıçta çoğunluğu oluşturan toplum kesimleri tarafından kabul edilmesinin zor olabileceği uyarısında bulunuyor.

İsviçre’nin bu açıdan istisnai bir örnek olduğunu belirten profesöre göre ülkede federalizmi talep edenler, başlangıçta dilsel azınlıklardan ziyade muhafazakâr ve kırsal Almanca konuşan nüfus oldu.

Belser, federalizmin yalnızca idari sınırların ve yetkilerin yeniden düzenlenmesiyle hayata geçirilemeyeceğini vurguluyor. Bunun için siyasi iradenin yanı sıra toplumun farklı kesimleri arasında uzlaşma sağlanması da gerekiyor.

Bu nedenle Belser, siyasi çıkmazların yaşandığı ülkelerde federalizm tartışmasının yalnızca ulusal kimlik veya Kürt sorunu üzerinden yürütülmemesini öneriyor. Yerinden yönetimin ve halka yakın karar alma mekanizmalarının toplumun bütün kesimlerine sağlayabileceği faydaların da anlatılması gerektiğini belirtiyor.


Kaynak: Swissinfo.ch

Domhnall O’Sullivan ve Pauline Turuban tarafından düzenlenmiş, Lorenz Mohler/raf tarafından Fransızcadan çevrilmiştir. 41 Media editörleri ise “kaynağından” alarak, hiçbir yorum ve ekleme yapmadan Türkçe olarak yayınlamıştır.. 

Güncel haberler