ZÜRİH- Winterthur’da üç kişinin yaralandığı bıçaklı saldırının ardından, olayın nedeni ve saldırganın ruhsal durumu İsviçre’de geniş bir tartışmaya yol açtı. Tartışmanın merkezinde, saldırının ideolojik radikalleşme mi yoksa ağır psikiyatrik bir rahatsızlık mı sonucu gerçekleştiği sorusu yer alıyor.
Saldırının ardından farklı uzmanlar ve yetkililer kamuoyuna çelişkili değerlendirmeler sundu. Alman psikolog ve radikalleşme uzmanı Ahmad Mansour, yaptığı değerlendirmede psikolojik hastalıkların tespitinde sağlık sistemlerinin genellikle başarılı olduğunu ancak radikalleşme eğilimlerinin çoğu zaman gözden kaçtığını belirtti. Mansour’a göre psikolojik istikrarsızlık ile ideolojik radikalleşme birbirine karşıt değil; aksine birlikte bulunabilen ve birbirini güçlendirebilen iki unsur. Bu nedenle saldırganın yalnızca tıbbi açıdan değerlendirilmesinin yetersiz kaldığını, risk analizinin ideolojik boyutu da içermesi gerektiğini savundu. Mansour ayrıca saldırganın olaydan bir gün önce psikiyatri kliniğinden taburcu edilmesini eleştirerek, değerlendirmede potansiyel risk faktörlerinin yeterince dikkate alınmadığını öne sürdü.
Buna karşılık ceza infaz sistemi ve yeniden entegrasyon alanında görev yapan Jérôme Endrass, olay anında saldırganın “akut tehlike” oluşturduğuna dair yeterli bulgu bulunmadığını ifade etti. Endrass’a göre klinik karar, mevcut tıbbi veriler ışığında değerlendirildiğinde anlaşılabilir nitelikteydi. Ayrıca sağlık kurumlarının hastaların olası radikal bağlantılarına ya da adli dosyalarına erişiminin olmadığını, bunun da değerlendirme sürecini sınırladığını vurguladı. Aynı şekilde polis ve yargı makamlarının da psikiyatrik hasta dosyalarına erişemediği için kurumlar arasında bilgi paylaşımında ciddi bir boşluk bulunduğuna dikkat çekti.
Bazı kriminal ve psikiyatri uzmanları ise mevcut bilgilere dayanarak saldırıda psikozun daha baskın bir rol oynamış olabileceği görüşünü dile getiriyor. Saldırganın davranış biçiminin planlı bir ideolojik saldırıdan çok, düzensiz ve rastgele bir eyleme benzediği, bunun da psikiyatrik bir rahatsızlık ihtimalini güçlendirdiği ifade ediliyor. Ancak uzmanlar, kesin bir sonuca varmak için hem adli soruşturmanın hem de tıbbi incelemelerin tamamlanması gerektiğini özellikle vurguluyor.
Tartışmanın bir diğer boyutu ise vatandaşlığın geri alınması ve sınır dışı edilme talepleri oldu. Siyasi çevrelerde saldırganın vatandaşlığının iptali gündeme gelirken, yetkililer bunun yalnızca ağır suçlara ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararı sonrası mümkün olabileceğini belirtiyor. İsviçre Göç Sekreterliği, bu tür işlemlerin yasal olarak çok sınırlı koşullarda uygulanabildiğini ve geçmişte de yalnızca az sayıda vakada hayata geçirildiğini açıkladı.
Hukuk uzmanları ise sürecin henüz erken aşamada olduğunu, saldırganın cezai sorumluluğunun ve olayın niteliğinin mahkeme kararıyla netleşmeden vatandaşlıkla ilgili adımların tartışılmasının hukuken sorunlu olabileceğini ifade ediyor. Buna rağmen siyasi baskının artması, olayın sadece adli değil aynı zamanda toplumsal ve politik bir krize dönüştüğünü gösteriyor.
Soruşturma devam ederken, hem sağlık sistemi içindeki risk değerlendirme mekanizmaları hem de güvenlik birimleri arasındaki bilgi paylaşımı yeniden tartışma konusu haline gelmiş durumda. Winterthur saldırısı, İsviçre’de hem psikiyatri sisteminin sınırlarını hem de radikalleşme ile ruhsal hastalıkların nasıl ayrıştırılacağı sorusunu yeniden gündemin merkezine taşıdı.
